-HER KARANLIĞIN BAĞRINDA BİR FECR SAKLI- "İM JEDEN DUNKELHEİT VERSTECKT EİN SONNENAUFGANG "

“Sunum Dosyamız” GENÇLERE NASIL YAKLAŞMALIYIZ ?

 Fecr Anasayfa

Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla.

Nahl Suresi 125. Ayet-i Kerîme ;

“Ey Rasûlüm, insanları Kur’an’la, güzel söz ve nasihatle Rabbinin yoluna (İslâm’a) davet et. Onlara karşı, en güzel olan bir mücadele ile mücadele yap. Şüphe yok ki, Rabbin, yolundan sapanı en iyi bilendir ve o, hidayete kavuşanları da en iyi bilendir.”

 Lokman Sûresi 16. Ayet-i Kerîme ;

Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.

Değerli kardeşlerim, ele aldığımız konu birçok incelikleri ve hassasiyetiyle beraber bir sunumla her yönden ifade edilebilecek bir konu elbette değildir.

Zira gençlere karşı tebliğ yaparken, kişilerin konumlarına, durumlarına, seviyelerine, yaşlarına ve yaşadıkları ortamlarına, kuşatılmışlıklarını da ele alarak hikmetle yaklaşmamızı zorunlu kılıyor. Bu bağlamda ki tebliğ çalışmalarında “ben anlattım görevimi tamamladım ”yaklaşımıyla asla yaklaşamayacağımız bir hassasiyeti beraberinde getiriyor. Zira ilgilendiğimiz muhatabımız, aklıyla düşüncesiyle, hayalleriyle, duygularıyla, emelleriyle, hedefleriyle yaşamaya çalışan “insan”dır. Özellikle  bu insan, hayatının en  dinamik ve en verimli çağını yaşayan bir genç ise, konuya ayrı bir hassasiyetle bakmamızı gerektiriyor.

Ele aldığımız başlıktan önce aslında irdelememiz gereken ve üzerinde durmamız gereken öncelikli konularımız bulunuyor.

1–Anne babanın kuşatıcılığı ve genç üzerinde etkisi; Aile içinde dini terbiye, ahlaki, eğitim, kimlik bilinci, zaman bilinci, sorumluluk bilinci, sosyolojik alanda var olabilme bilincinin ne ölçüde verilebildiği…

2-Çevrenin kuşatıcılığının etkisi şöyle ki;

Örneğin  yaptığımız bir konuşmada gencin,  anne babasından her yönden memnun olmasıyla beraber, çevresel algılar ve farklı bir yaşam arzusunun gencin üzerinde saptırıcı bir etki bıraktığını gördük. Gencin almış olduğu güzel bir eğitim ve her yönden taktir ettiği bir anne babaya sahip olmakla beraber, nefsani arzularının heyecanıyla farklı gençlik gruplarının içerisinde var olabilme, kendini ispatlama isteği ve dürtüsüyle yanlış ortamlara düşebileceğini de gördük. (Bu madde bağımlılığı dahil)

3-Vahiyden koparılmış seküler eğitim

4-Basın, yayın, internetin gibi araçların gencin üzerindeki etkisi gibi.

Başlıkları farklı başlıklar ve alt başlıklar olarak çoğaltabiliriz. Fakat sunum konumuz  “Gençlere nasıl yaklaşmalıyız” olduğundan diğer başlıkları da hatırlatmak istedik.

Değerli kardeşlerim.

Gençliğin inşâsı gelecek nesillerin, zamanların ve  asırların oluşumunu etkilediğinden , dünya müstekbirleri ; emellerini ,oyunlarını, tuzaklarını, hedeflerini gençler üzerinden belirlemenin gayretinden bir adım dahi geri durmamıştır ve durmayacaktır.

Basın , yayın ,internet ,okul ,çevre ,aile ,yanlış din algısı…,gibi  kuşatılmışlıklar içerisinde elbette Müslümanların bu bağlamda ciddi gayretlerinin olmasını zorunlu kılıyor. Bu zorunluluk, bu asır ve asırda İlahi Yaradan tarafından da, bizlere zaten bir farziyet olarak emrediliyor.

Sunumumuzun sonunda, konumuzla ilgili  farklı meslekte olan  kardeşlerimize, gençlerimize de  fikirlerini sorarak düşüncelerini almak istedik ve onlara temel anlamda üç tane soru yönelterek konuyu biraz daha farklı bakışlardan  inceleyelim istedik.

Kardeşlerimize yönelttiğimiz sorular üç madde halinde şu muhtevayı içeriyor;

1- İslam-i tebliğ çalışmalarında özellikle gençlerle ilgilenen kardeşlerin asgari düzeyde hangi donanımlara sahip olması gerekiyor?

2–Müslüman bir davetçi , İslam’i bilinci olmayan bir gence, ilk etapta nasıl yaklaşmalıdır ?

3- İslam-i davet niyetiyle ,İslam-î bilince sahip olmayan gençlere yaklaşılırken, sizce genel anlamda hangi hatalar yapılıyor?-

Bize düşünceleriyle dönüş yapan kardeşlerimizin cevaplarını sunumumuzun sonunda okuyacaksınız.

Değerli kardeşlerim. Bu hassas konu içerisinde  , öncesinde cahiliyye dönemini Avrupa’da yaşamış bir genç olarak ve sonrasında  yirmi yıldır tebliğ çalışmalarının içinde bulunan ve gençleri yakından gözlemleme imkanı bulabilen bir kardeşiniz olarak , genel anlamda konuyla ilgili düşüncelerimi sizlere aktarmak istiyorum.

Birinci sorumuza gelirsek âcizane düşüncem şudur ki;

İlk etapta  önemsediğim husus, tebliğcinin “insanı” seviyor olması gerektiğidir.

Yani insanı sevmeli, insanlarla ilgilenmeyi onlarla iletişim kurmayı, her yönden faydalı olabilmeyi arzulamalıdır. Fikirsel  ve ilmi anlamda belli bir seviyeye gelmiş fakat insanlarla  barışamamış, insanlarla yakınlık kesbedememiş kardeşlerimizin tebliğ çalışmalarında başarılı olamadığını görüyoruz.

Öncelikle ilim elbet önemlidir fakat gözlerde o ilmin aynası olacak  heyecan yoksa ,sizler sadece donuk cümlelerden öteye geçemiyorsa…,tebliğcide muhatabını kucaklama arzusu yoksa, sözler ne kadar hakikati içerse de, sözler yürekten gelen bir sevginin hissiyatıyla birleşmemişse ,sözler adeta ressamın fırçasından çıkan donuk bir tuvalin yansıması gibi, hissiyatsız kalıyor, muhatabıyla  bütünleşemiyor.

Yüreklere girebilmek için söylenen sözlerinde yürekten bir aşkla söylenmiş olması gerekiyor.             Tebliğcinin gözlerindeki mutluluğu , mutmainliği, huzuru heyecanı ,teslimiyeti muhatabı, tebliğicinin üzerinde görebilmelidir.

Sesler ve sözlerin ifade biçimi  o kadar önemlidir ki…;

Benim hidayete eriş sürecimde kulağımda yankılanan hep “O SES” olmuştur.Belkide bundandır sesleri bu kadar önemsediğim. Dönüp arkama bakmadığım , yüzünü dahi görmediğim” Yürekten” aşkla çıkan “O SES” beni yollara düşürmüş hidayetime vesile olmuştur.

Almanya’da İslam-i bilinçten uzak yaşadığım bir dönemde idi .

89’lu  yıllardı.O yıllarda kapalı bir genci görmeniz neredeyse imkansızdı.

İşte bir gün uzaktan tanıştığımız  örtülü bir abla beni bir yere gitmemiz için davet etti .Vahiyden bağını koparmış seküler  batı toplumun da, bu ablanın duruşu ve daveti arayış içindeki kalbimde bir sıcaklık hissettirdi ve davetini kabul ettim.

Bir binanın önünde durduk. Bana çantasından bir örtü çıkararak başımı örtmem gerektiğini, bir camiye gireceğimizi söyledi. Etrafta bir tanıyan görür mü endişesiyle sağa sola  bakınarak başımı örttüm ve camiye girdik. Camide bayanlar Almanca konuşuyordu. Uzun ve gayet genişçe pardösüleri ve omuzlarından sarkan genişçe başörtüleri vardı. Türklerde kendi aralarında Almanca konuştuğundan ,acaba bu bayanlar Türk mü diye düşünürken, beni davet eden abla bu caminin Almanların camisi olduğunu ve bu gördüklerimin hidayete ermiş alman Müslümanların olduğunu söyledi. O esnada etrafa daha da dikkatli bakınırken ,bayanların yanlarında dört beş yaşlarındaki kız çocuklarının da kapalı olduğunu fark ettim. İşte tam o esnada, arkamda duran bir bayanın küçük kızıyla olan konuşması kulağıma geldi.

Bir an dikkat kesildim. Küçük kızı annesine öncesini  duymadığım bir soru sormuştu, sorusuyla beraber annesi küçük kızına cevap vermeye başladı.

İşte hidayetime ve arayışıma vesile olan “O ses” , ruhuyla aşkla teslim olan bu annenin sesiydi. Evladına ,sevgiyle ,aşkla, samimiyetle öyle bir seslenişi vardı ki hayran olmamak mümkün değildi.

Hatırladığım yalnızca   yürekten teslim olan bu annenin önemsiz gibi görülebilecek dört  kelimesiydi .

-”Kuck mal jetz Fatıma “

-“Bak şimdi kızım Fatıma” …evet yalnızca bu kadarını duydu kulağım diğer anlatılanları duymadı bile, yalnızca bu kadarını duymak istedi ve yeterli gelmişti evet.

Bu deyiş bambaşka bir deyişti.

Bu bir annenin evladına öyle bir huzurla öyle bir özlemle seslenişiydi ki , sanki asırlardır kaybettiği sevdasını bulmanın aşk ve heyecanıyla yavrusuna yönelişiydi.

İşte o zaman dedim ki “ben Müslümanım, fakat anne babamın da bilmediği ve benimde bilmediğim ve fakat kaybettiğimiz ve  bulmamız gereken çok büyük bir sevgi olmalı. Hayatı bu kadar dönüştürebilen büyük bir inanç büyük bir dava olmalı.

Tüm değerleri, tabuları, inançları bu kadar aşkla  dönüştürebilen bir sevda bir yaşam şekli olmalı.

İşte kardeşlerim, bizim toplumumuzda seslenişler böyle midir?

Kahrederek azarlayarak, bıkmışçasına…, sevgiliyle buluşmaya gider gibi değil…,yılmışçasına !

İşte onun için diyorum ki kardeşlerim, tebliğcinin sözleri yürekten çıkarsa,  birçok yürekler feth edilir inşallah. Onun için davasına yüreğini vakfetmiş Müslüman tebliğci önce insanı sevmeli ve çok ilmi olmasa da ,inandığını ve söylediğini samimiyetle söylemeli, aşkla söylemeli ve aşkla bağlandığı kitabını yaşayarak örnek olabilmelidir.

Dolayısıyla ;

“genel anlamda hangi donanımlara sahip olması gerekiyor ?” sorusuna şu cevabı vermeyi isterim. ” Yaşamalı…,sözünü aşkla kuşanmalıdır.”

2–Müslüman bir davetçi ,İslam’i bilinci olmayan bir gence, ilk etapta nasıl yaklaşmalıdır. ?

Bir kardeş gibi,

bir arkadaş gibi,

gerçekten iyiliğini isteyen, menfaatten uzak bir dost gibi.

Empati yapabilmesi, yargılamadan yaklaşabilmesi çok önemlidir.

Gözlemlerimden birisi de şudur ki ;önceden cahiliyye hayatı olan ve hidayete eren kardeşlerimizin ,muhataplarına yaklaşırken ve tebliğ yaparken daha başarılı olabildikleridir .Bununla  haşa cahiliyye hayatını yaşamanın önceden  bir avantaj olduğunu söylemek istemiyoruz .Söylemek istediğimiz şey ,yalnız bu kardeşlerimizin bâtılın  acı ve acımasız ,seküler ,pragmatik ve insan fıtratını nasıl ve ne şekilde…, nefes nefes zehirleyerek yok etme çabalarının yollarını ve yaklaşımlarının hüzün dolu tecrübelerini, empati yaparak kendi hayatlarından biliyor olmalarından ileri geliyor. Bundandır ki  muhataplarına da yaklaşırken , kendi acıları gibi onlarında ne kadar acı çektiklerini hissederek daha bir merhamet ve sabırla yaklaşabilmelerinden kaynaklanıyor bu. Bu kendi hayatlarından örnekle , her şeyin bir anda olamayacağının ,sürecin nasıl sabırla işlenmesi gerektiğini bilmelerinin tecrübesinden kaynaklanıyor.

Bu bağlamda yine bir genelleme yapmıyoruz fakat, özellikle çocukluğundan beri ilmi ortamlarda büyümüş, hayatın eksileriyle çok fazla muhatap olamamış hocalık statüsüne gelmiş ,özellikle “empati”yapamayan  kişilerin, daha keskin daha kuralcı daha toleranssız olduğunu görüyoruz.            Sabırla bir tohumu büyütmek yerine,hikmetle sözü söylemek ve sabırla beklemek yerine, sonuca odaklı yaşarlar ve kendi sonuç çizgisine ulaşamamış gençlere işe yaramaz ,hidayete ulaşmaz,ilgilenilmeye değmez olarak bakarlar.

Hidayete erdiren ve “HADî” olanın kendilerinin değil Yüce Allah’ın olduğunu unuturcasına.               Bu kişiler samimiyet odaklı değil, kural odaklı ,saygı ve statü odaklı yaşarlar.Sözü söylerken,tebliğ yaparken öncelikle bir hoca konumunda saygı beklerler,konum itibariyle bu saygıyı hak ettiklerini düşünürler bir sınır çizerler. Gençlerle  bütünleşemezler , onların hayatlarına ,ruhlarına inemezler.  İşte üst perdeden yapılan bu iletişim şekli gençlere samimi gelmiyor ,onları rahatsız ediyor. Böylesine bir saygı beklentisine girmeleri ,gençlerin yaklaşmalarına değil ,uzaklaşmalarına sebebiyet veriyor. … Bu tebliğci kardeşler,iman ettikleri Peygamberinin cennetle ,kevser ile Makam-ı Mahmud ile… müjdelendiği halde,tebliğ yaparken ,muhataplarından böyle bir beklentiye girmediğini unuturcasına !!!.

O Yüce Allah’ın yanında en âlâ derecede iken,herkes gibi olmaya çalıştı. kendisini ashabı arasında imtiyazlı göstermekten hoşlanmıyordu. Yabancı biri, ashabı ile otururken O’nun meclisine geldiğinde, o kadar mütevazı idi ki O, ashabı ile kaynaşıp onlar gibi göründüğünden, yabancı biri tarafından tanınmıyordu. Öyle ki  hicret sırasında Hz.Ebu Bekir (ra)’i Peygamberimiz Aleyhisselam’ın olduğunu düşünmüşlerdi. Zaten Rabbinin nidasıda öyle değil miydi ? “Sana uyan mü’minlere karşı alçak gönüllülük kanatlarını indir. ”

Şuara Suresi 215.Ayet-i Kerîme

Yeri geldiğinde çobandı, yeri geldiğinde tüccar. Kerpiç taşıdı sırtında, açlıktan karnına taş bağladı hendek kazımında.Herkes bir kerpiç taşırken, O iki kerpiç taşıyordu; Açlıktan herkes bir taş bağlarken, O iki taş bağlıyordu karnına.  Evinde herhangi bir insan gibi davranıyor; kendi elbisesini kendisi yamıyor, ayakkabılarını tamir ediyor, ev işlerinde hanımlarına yardımda bulunuyordu.         O kadar samimi ve doğaldı ki hastaları ayaklarına giderek ziyaret ediyor, cenazelere katılıyor, köle ve fakirlerin davetine icabet ediyordu. Ashâb-ı Kirâm’dan Abdullah b. Yusr Yarete (ra) Peygamberimizin huzuruna  geldiğinde ve  O’nu karşısında gördüğünde  heyecandan titremeye başlamaştı. Bunun  üzerine Efendimiz Aleyhisselam sahabesine hitaben:

Fecr Anasayfa

İşte böyledir;

Saygı beklenmez. Saygı ancak gönüllere nüfuz ederek sevgiyle kazanılır.

İşte gençler sınır çeken değil, yüreklerini açabilecekleri yoldaşlar, ellerini samimiyetle tutan yol arkadaşlarına muhtaçlar.Hatalarıyla ve günahlarıyla onları azarlamayacak ,onları küçük görmeyecek ve fakat cesaretleriyle  ve sevgileriyle  yol gösterecek ablalara, ağabeylere ihtiyaç duyuyorlar.

Onun içindir ki  her ilim sahibi veya tebliğ çalışmalarının içinde ,kendi saygınlığını enaniyetle önde tutan kişiler, gönüllerde huzura götürecek  izler  bırakan tebliğciler olamazlar.

Kibir ve enaniyet salih amellerin ve çalışmaların bereketlenmesini engelleyen zehirli bir ilaç gibidir.Ne kadar başarılı olunduğu düşünülsede  ,tebliğciyi zehirler,muhatabını iter.

Değerli kardeşlerim bu bağlamda, hiç tanımadığımız, örneğin; “otobüste,durakta,sokakta tebliğ yapabilmenin zeminini hazırlayabilmek ve yakınlık kurmak için,   karşılaştığımız  bir gence ilk etapta  nasıl yaklaşabiliriz?” sorusuna küçük örneklemelerle devam edelim.

1-Gence içtenlikle soru sorarak yaklaşmak.

a-öğrenci olup olmadığını sormak gibi,

-saatin kaç olduğunu sormak gibi,

-otobüsün geçip geçmediğini sormak gibi.

2-yaşadığı toplum ve çevresi hakkında soru sorarak yaklaşmak.

a-gençlerin gidişatını nasıl bulduğunu sormak

b-okulundaki ortamından veya eğitim sisteminden memnun olup olmadığını sormak gibi alt sorularla tebliğ yapabilmenin zemini hazırlanabilir..

3-Vakit yoksa ,kainatın ve dünyanın çok büyük bir gaye için yaratıldığını ve fakat insanların bundan gafilce yaşayarak ,modanın ,toplumun, ekranın, nefis ve arzularının tutsağında olduğunu hatırlatarak;

a-“Sence niçin yaratıldık?”

b-“Sence nereye doğru gidiyoruz?”

c-“Sence bizi nasıl bir son bekliyor?” gibi sorularla düşünmesi sağlanmalı ve mutlaka Kur’an’ı Kerim’in Yüce hakikatini anlayarak ve raştırarak okuması tavsiye edilmeli.

4-Önceden hazırlanmış tebliğ dökümanları vererek veya kitap tavsiyesinde bulunarak ayrılabiliriz.

5-İlgilendiğimiz gençle uzun soluklu ilgileniyorsak yıllar içerisinde vermemiz gerekeni iki güne hapsederek vermemeye çalışmak çok önemlidir.                              Önce sosyal anlamda onunla berber olabilecek ,vakit geçirebilecek ortamlar hazırlayabilmeliyiz (duygu dünyasına inerek ,kevni ayetleri hatırlatarak vicdanı harekete geçirmek).

Beraber Piknik yapmak gibi,yemeğe davet etmek gibi, beraber alışveriş yapmak gibi. Sahilde yürümek veya beraber gökyüzünü seyretmek gibi.

Gençler kulaklarıyla değil daha çok gördükleriyle hissedar olduklarından ,bu ortamlardaki sizin tutum ve davranışlarınız onların dünyasında çok farklı izlenimler bırakacaktır.

4-İslam-i eğitim çalışmalarına başlarken önce kitap tavsiyeleriyle okumaya bir ön hazırlıkla başlamak.

Özellikle gençlerin hayatında Nüzul sırasıyla beraber  Siyer-i Nebi’nin anlatılmasının çok etkili olduğunu gördük.(Kitap tavsiyesi olarak Özellikle Ramazan El Buti’nin Fıkhus Siyre’sinin,İhsan Süreyya Sırma’nın siyer serisinin dilinin gençler üzerinde etkili olduğunu , beğenerek okuduklarını  ve bu kitapların ,Peyganber Aleyhisselam’ı tanıma noktasında , ruh dünyalarında etkili olduğunu gözlemledik.

Bu tebliğ çalışmalarında, cehd ve gayretlerinde ,ne kendinize ne de bir başkasına davet etmiyorsunuz .Muhatabınızı tek örnek alacağı Rasulü Zişan’ın hayatıyla tanıştırdığınızda, O’nun acıları, hüzünleri, teslimiyeti ,vefası ,Rabbine olan sonsuz bağlılığını inanarak ve yaşayarak anlattığınızda ,ruhlarındaki perdelerin, bi’İznillah yavaş yavaş aralanacağını ümid ediyoruz.

3- İslam-i davet niyetiyle ,İslam-i bilince sahip olmayan gençlere yaklaşılırken,sizce genel anlamda hangi hatalar yapılıyor?-

a-Gencin içinde bulunduğu ortamı ve etkenleri görmeden direk şahsına yönelik yargılayarak yaklaşmak.

b-Akidevî bilinç oluşmadan ibadî bilincin verilmek istenmesi .

“Namaz kıl, başını ört !” gibi emirlerin imanî bilincin verilmeden önce verilmek istenmesi.

c-Özellikle anne babaların veya eğitimcilerin çocuğun benliğine saygı duymadan, zaaflarını anlamaya çalışmadan sürekli kendi hayatlarını, gençliklerini  bir örnek olarak gençlere dayatmaları”.

d- Kendilerine bir konum belirleyerek ,güç ve kimlik yarışına girmeleri,                                               bizleri ve onları bağlayan ”ASIL SÖZ SAHİBİNİN” SÖZÜNÜN VE GÜCÜNÜN UNUTULMASI.

De ki: «Ey kendi aleyhlerine haddi aşmış kullarım, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.»Zümer Suresi 53. Ayet-i Kerîme

Sunumumuza katkı sağlayan ve düşüncelerini özellikle önemsediğim ,bu  yolun cefasını ve gençlerin sıkıntılarının içinde bulunarak, gerek kendi benliklerini gerekse çevrelerini ,yakından gözlemleyerek,  eğitim ve hizmet hayatına yeni başlayan,  genç kardeşlerimiz;

 Sema Terziöz, Öznur Toprakçı, Ruziye Toprakçı kardeşlerime…,

düşünce dünyamızı adeta bir psikolog bakışıyla genişleten Üniversite öğrenci kardeşimiz                      Halime Türk’e…,

On gencin kaldırıp başarabileceğini, kocaman ve engin yüreğiyle tek başına kaldıran,                           İHH gönüllüsü ve genç İlahiyatçımız Aslı Terziöz kardeşimize…,

Yoğun çalışma programının  rağmen gecenin geç bir saatinde, içimizi ısıtan bir samimiyetle telefonla bize geri dönüş yapan ve ayrıca mesajıyla çalışmamıza destek veren ,

değerli Psikolog  ve Aile Danışmanı Halise Çelik Mutlu Hanım Efendi’ye…,

Örnek duruşuyla gönüllerde saygınlık kazanan…ve yine yoğunluğuna rağmen   samimiyetle  bize geri dönüş yapan Muhammed Emin Yıldırım Hoca Efendiye….ve yazılarımızın arkasında görünmeyen tüm  vefalı dostlarımıza  yürek dolusu teşekkür eder, dua ederim .

Değerli Kardeşlerim ; Şimdi emekleriyle gönül dünyalarını bizimle paylaşan kardeşlerimizin e-postalarını açmaya başlayalım.

İlk E- postamız; SEMA TERZİÖZ/ Matematik Öğretmeni

“İslami bir hayat sürmenin her yaş grubu insan için zor olduğu, özellikle gençlerin türlü tuzaklarla karşı karşıya kaldığı şu zamanlarda gençlerin durumuna ait gözlemlerimi paylaşacağım inşallah. İçinde bulunduğum ortam sebebiyle İmam Hatip Lisesi gençliğinden bahsetmek istiyorum.

Karşımda maalesef hayat ve ahiret adına hiç bir gayesi olmayan, manevi duyguları törpülenmiş, anlık heveslerin peşine takılıp giden, duygusal boşluğunu Allah katında ederi olmayan işlerle doldurmuş bir gençlik görüyorum. Dondurulmuş bir zihin, bomboş bakan gözler görüyorum. Buradaki gençlere bir de ailelerinin cahilliği, ilgisizliği eklenince tamamen içinden çıkılmaz bir hal alıyor durumları. Şöyle ki bir babanın hayvanlarıyla ilgilendiği kadar çocuğuyla ilgilenmediği bir yer burası. Çocukken ailede alınmayan eğitim on dört yaşında geldiğinde okulda öğretmenden bekleniyor. Bazı veliler öyle bir beklentisi bile yok.

Biz başörtüsü yasağının en çetin olduğu zamanlarda lisedeydik. Okula başörtüsü ile girilmezdi ve biz başörtüsü ile gireceğimiz günlerin hayalini kurar her fırsatta başımızı örtmeye çabalardık. Şu an okulda başını kapatıp ilk fırsatta başörtüsünü başından çıkaran öğrenci manzaralarıyla karşı karşıyayız. Bazıları eve gitmeyi bile beklemiyor okulun kapısından çıkmak yeterli oluyor. Okulumuzda 3 tane mescit var öğrencilerin birçoğu mescidin yerini bile bilmiyor. Ortaokul öğrencilerinin durumu o kadar vahim değil. Ailesinden gelenek görenek haricinde İslami bir eğitim almamasına rağmen öğrendiklerini uygulama konusunda onlar daha hevesliler.

Hal böyleyken nerede hata yapılıyor da bu gençler bütün imkânlara rağmen bu kadar duyarsız? Bu sorunun birçok alt sebebi var. En önemli sebep olarak ailede başlamayan İslami eğitimi görüyorum. Gençler çocukluktan her şeyden bir haber yetişiyorlar. Zihinlerinin en temiz olduğu, hayatlarının temelini oluşturdukları bilgileri öğrendikleri yıllar ailesini taklitten öteye geçemiyor. Buradaki gençlerden daha şanslı gençler de var. İslami bir hayat yaşayan bir ailede doğmuş küçüklükten ibadetlerle hemhal olmuş gençler. Fakat bu şekilde yetiştiği halde özellikle lise çağında yetişme tarzından farklı davranışlar içinde bulunabiliyorlar. Bu durumda ailelerin hemen gençleri ‘bu çocuktan adam olmaz’, ‘biz nasıl yetiştirdik şunun yaptığına bak’ gibi sözlerle itham ettiğini görüyorum. Eğitim için sabır çok önemli ve çok zor bir meziyet. Gençlerin şu an ki durumu içimizi acıtıyorsa bu meziyeti bütün anne-babaların kazanması gerekli.

İslami bir eğitim görmemiş gençlerle iletişimimizde öncelikle iyi bir rol model olmalıyız. Çünkü onlara bir şeyler aktarmaya çalıştığımızda ilk sorguladıkları siz yapıyor musunuz oluyor ve de uygulamadığımız şeyleri anlatmak hiç de samimi olmuyor. Daha sonrasında onlarla empati kurabilmeliyiz. Sonuçta hepimiz genç olduk biraz kendimizi zorlarsak onları anlayabiliriz diye düşünüyorum. Gençlere bir şeyler kazandırmak istiyorsak onları donanımlı gençlerin olduğu gruplarla tanıştırmalı ve onlarla ilişkilerini devam ettirmesini sağlamalıyız. Çünkü gençlikte birbirinden etkilenme çok fazla oluyor. NOT: Yazıyı yazarken kendimle muhasebe yapma fırsatı buldum. İnşallah faydalı olur.

  1. E-postamız; Halime Türk- Öğrenci

(Genç kardeşim!

Bir an öğrencilikten psikologluğa mı terfi ettin diye düşünmeden edemedim !

Bu güzel gözlemlerinden ötürü ayriyeten teşekkür ederim!)

1-MÜSLÜMAN BİR DAVETCİ İSLAM-İ BİLİNCİ OLMAYAN BİR GENCE

İLK ETAPTA NASIL YAKLAŞMALIDIR?

  • İlk olarak ortamlarına girebilmeli.
  • Onları anladığını hissettirebilmeli.
  • Gençlere öz güven verebilmeli.
  • Problemlerini anlatan bir gence onu anladığını dile getirmeli ve o sıkıntıları bende yaşadım diyebilmeli.
  • Gençleri onure edip, değerli olduklarını hissettirebilmeli.
  • Her şeyin Günah ve Sevaptan ibaret olmadığını anlatabilmeli.
  • Bir kere onlara ulaştıysan arayıp da bulamadıkları her şeyi sende bulmaya ve aramaya başlayacaklardır. Buna hazırlıklı olunmalıdır.

Kısacası şu ki;

  • Örneğin güven; Bir gencin güvenini kazanmışsan her şey elinde demektir.

Çünkü aslında hepsi onları anlayacak, birazda olsa yaralarını saracak, onları sevip sayacak ve sığınacak hep bir liman ararlar. BU ÖNCE SEN OLURSUN, SONRA YARADAN.

2- İSLAM-İ TEBLİĞ ÇALIŞMALARINDA ÖZELLİKLE ĞENÇLERLE İLĞİLENEN KARDEŞLERİN ASKARİ DÜZEYDE HANĞİ DONANIMLARA

SAHİP OLMASI GEREKİYOR?

  • Öncelikle psikoloji ve iletişim eğitimi alabilmeli.
  • Empati kurabilmeli ve sağlık bilgisi olmalı.
  • Sabırlı-anlayışlı olabilmeli ve gözlemleyebilmeli.
  • Daha az disiplinli ve kuralcı olmalı.
  • Gençlerin verdiği tepkilere karşı nasıl davranması gerektiğini bilmeli.
  • Olaylara ve yaşananlara geniş çerçevede bakabilmeli.
  • Sorun tespiti ve ihtiyaç tespiti yapabilmeli.

3- İSLAM-İ DAVET NİYETİYLE İSLAM-İ BİLİNCE SAHİP OLMAYAN GENÇLERE

YAKLAŞIRKEN GENEL ANLAMDA YAPILAN HATALAR?

  • Gençlere direk İslam-i ilmi aşılamaya çalışmak.
  • Gençlerin yaşantılarını kendi seçimleri olmadıklarını hissettirememek.
  • İlk etapta hatalarını kılık kıyafet ve yaşantılarını sorgulamak.
  • Gençleri bir tehdit gibi görmek.
  • Onları sadece çözülmesi gereken bir problem olarak görmek.
  • Yardım edildiği düşüncesiyle aslında zarar vermeye neden olmak.
  • Gençlerle bir bütün olamayıp bir bağ kuramamak.
  • Gençlerin ruh hallerine göre yaklaşamamak.
  • Gençleri baskı, kuralcı ve ağır bir disiplin altına almaya çalışmak.
  • Onların istemedikleri şekilde özgürlüklerini kısıtlamak.
  • Yeri geldiğinde onlarla aynı dili konuşamamak.
  • Gençleri bu toplumun bir cezası olarak görmek. Ve en önemli olanı ise;
  • Kötü ve olumsuzluklarla doldurulmuş bir kalbi boşaltmadan doldurmaya çalışmak.

ÖRNEĞİN: Suyla dolu bir bardağı düşünün ve doluyken üzerine tekrar su koyun ne olur?

Taşar demi! İşte anlatmak istedim şey bu. Büyük bir sabırla, mücadeleyle önce Gençlerin

Kalbi boşaltılacak sonra İslam-i ilimle doldurulacak.

 

  1. E- postamız ;Ruziye Toprakçı- Doktor

Ablacığım .Gerçekten bu konular üzerinde uzun uzun konuşabilmeyi çok isterdim seninle. İnşâAllah daha geniş zamanlarımız da olur ilerde.Kısaca birkaç şey paylaşabilirim inşallah..                Bence ilk olarak karşı tarafı suçlayıcı bir tutumdan kaçınmak lazım.. Daha nazik sabırlı ve sevgi ile yaklaşmak lazım… Bu konularda çalışmalar yapacak tebliğci arkadaşların da temel olarak azami İslam-i bilgilere ve insan psikolojisi üzerine de azcık da olsa hakim olması gerekiyor diye düşünüyorum naçizane..Ve direk şu doğru yoldur bu yanlıştır demek yerine ,karşı tarafa kendini sorgulatmayı hedefleyecek sorular sormak lazım .Çünkü ancak arayanlar buluyor hidayeti.

Sen karşı tarafa bu doğrudur deyince o senin doğrun oluyor ,onun değil .Sen sadece ona bir şeyleri sorgulatacak ve kendi hal dilinle de yaşayışınla da Örnek olacaksın…, yani Efendimzin metodu gibi…

  1. E-Postamız Muhammed Emin Yıldırım Hoca Efendi /Siyer Araştırma Merkezi

Muhtereme Kardeşim,

Rabbim yar ve yardımcınız olsun, yapacağınız işleri salih bir amel olarak kabul buyurusun. Sorduğunuz sorularla alakalı bu sene Medrese ‘de bir ders yapmıştım. Linkini aşağıda gönderiyorum, dinlersiniz, sorularınız yine olursa sorabilirsiniz.

Selam ve dua ile… Siyer Araştırma Merkezi

http://www.siyertv.com/2941_017-siyer-hz-peygamber-in-(sas)-gorevlerinden-teblig-ve-davet.htm

 

  1. E-postamız ;Halise Çelik Mutlu -Psikolog ,Aile Danışmanı

Vealeykumselam Sema Hanım.

Hayırlı çalışmalarınızda kolaylıklar ve başarılar dilerim Sorduğunuz sorular çok kapsamlı konuşulması gereken meseleler Sadece günümüzün değil sadece bizim insanımızın değil ümmetin sorunları…

Bu nedenle ne söylesek eksik kalır.

Ancak danışanlarımdan gördüğüm kadarıyla bu sadece gençlerinde sorunu değil ailelerde gençler üzerinde olumsuz anlamda çok etkili

Gençlere yaklaşmanın etkili yolunun onları anladığınızı ve onları şartsız olarak kabul ettiğinizi hissettirmeniz ve  öncelikle yüreklerine onlar istediklerinde de akıllarına  hitap etmeniz

Soru sorarak ve kendilerini beklentilerini ve hayallerini etkin bir şekilde dinlemeniz onlara değerli olduklarını hissettirdiği için onlarda sizin sözlerinize değer veriyorlar

Gençlerin hiç hoşlanmadıkları nasihat türü konuşmalar bundan kaçınmak gerek

Onlara  öncelikle ulaşılabilir hedeflerden daha sonrada daha büyük hedefler bahsedilerek hem heyecan hem de işin içinde olarak sorumluluk almaları sağlanmalı

Gençlerle ilgilenecek kişiler öncelikle kendi ruhsal durumlarının sağlıklı olması çok önemli eğer bu kişilerin kendi kişiliklerinde halledemedikleri sorunları varsa bu durum gençlerle iletişimlerinde zorluklar yaşanmasına neden olabilir

Ayrıca insanların gelişim evreleri bu dönemlerdeki ruhsal durumları iletişim konuları donanımlı olmaları gerekir.

Bahsettiğim gibi konu önemine binaen bu kadar yazışmakla olacak gibi değil ama yine de işinize yarar umarım.

Allah yar ve yardımcınız olsun.

 

  1. E-postamız; Öznur Toprakçı/ Matematik Öğretmeni

1)        İslam ‘ ı yaşarken , bundan uzak olan insanların da bu tadı almalarını istemek ve bunun için gayret göstermek , yaradılışımızdaki asıl gayenin de bu olduğunu unutmamak her Müslümanın asli görevi olduğunu düşünüyorum..

2)Fakat bunu yapabilmek söylemek kadar kolay olmuyor ne yazık ki..

İslami bilince sahip olmayan gençlere tebliğ vazifemizi yerine getirirken yapılan en büyük hatalardan biri  ve belki de en önemlisi söylenen şeylerin kitabi cümlelerden öteye geçememesi ne yazık ki..  Çünkü şuna inanıyorum ki çevrenizdeki insanları hangi yöne doğru dönüştürmek istiyorsanız o yönde etkili bir kişilik sahibi olmanız gerekir.. Olumlu ya da olumsuz .. İşte belki de bu yüzden İslami tebliğ vazifemizi yerine getirirken yeterince etkili olamayışımızın nedeni bunu tam manasıyla yaşayamıyor,  o kişiliğe bürünemiyor olmamızdan kaynaklanmaktadır.. Hele hele muhatabımız olan kişi İslami yaşantıdan , bu şuurdan uzak bir insansa söylediklerimiz , ettiğimiz nasihatler suya yazı yazmaktan öteye geçememektedir.. Nasıl ki elinde sigarasıyla bir doktor hastasına sigarayı bıraktıramayacağı gibi, gerçek manada İslam’ı yaşamayan biri de Tebliğ vazifesi konusunda muhatabı karşısında yetersiz kalacaktır..

Bir öğretmen olarak bunun sancısını ve kaygısını yaşamaktayım. Tamamen dünya endeksli, maneviyattan hayli uzak, belli bir amacı olmayan genç etrafımda oldukça fazla ne yazık ki. Çevremdeki öğretmen arkadaşları gözlemlediğimde ise bu tarz öğrencilere yaklaşımları noktasında gördüğüm yanlışlardan biri de bu gençlerin yetiştiği aile ortamını  kendi yetiştikleri aile ortamları gibi  düşünmeleri.. Bu önemli noktayı kaçırıp yapılan hataları daha ne yaptığının bile farkında olmayan gençlere yüklemeleri.. Onları nasıl kazanabilirimin değil nasıl 2. Kez sınıfta bırakarak okuldan atılmalarını sağlayabilirimin hesabını yapmak ise üzüldüğüm noktalar arasında geliyor.

3)        Bu gençlere yaklaşırken birinci olarak onların nasıl bir aileye sahip olduğunu bilmek gerekiyor. Aksi takdirde  sıkıntının nereden kaynaklandığını bilmeden tedavi yollarını bulmak ve tedavi etmek de bilinemeyecektir. Yıllardır yaşadığı ortamda bazı şeylere uzak kalmış birine şimdiye kadar yaptıklarının yanlış olduğunu birden söylemek, onu yargılar bir üslupla konuşmak ve özellikle nasihat edercesine konuşmak etkili olmayan bir çözüm yolu. Başta söylediğim gibi ; hal diliyle, yaşantımızla anlatamadığımız bir çok hususta kelimeler de bir o kadar yetersiz kalıyor.

Muhatabımız olan gence tebliğ yaparken olmazsa olmaz ilk şartlardan biri de onun gönlünü kazanabilmektir. Peygamber Efendimiz (sas) de bu şekilde kazanmamış mıydı bu davayı? Sahabe efendilerimiz O’nu sevmeden, gönüllerinde yer etmeden mi varlarını yoklarını bu uğurda feda etmişlerdi? Mesleğim gereği bunu birebir yaşayarak daha iyi anlayabiliyorum artık.. Sizi seven, gönlünde yer ettiğiniz bir genç ya da çocuk söylediğinizi daha bir can kulağıyla dinler oluyor ve yaptığınız her hal ve hareketi baştan aşağı inceliyor, doğrusunu yanlışını öğrenmeye çalışıyor.. Önerilerinizi ve tavsiyelerinizi kaydetmeye başlıyor ve onlarda gördüğünüz yanlışları güzel bir dille söylediğinizde bunları değiştirme gayretine giriyor.. Yoksa kalbini kırdığınız, sürekli yargılayıcı bir dille konuştuğunuz, kendini işe yaramaz biri gibi hissettirdiğiniz bir genci ne yaparsanız yapın, ne kadar fazla ilmi bilgiyle dolu olursanız olun ona faydalı olmak için yeterli olmayacaktır.

4)        Tabi bütün bunların yanı sıra gönlünü kazandığınız bir genç karşısında onu yönlendirebilecek kadar bir bilgi birikiminiz de yoksa yine istenen şeye ulaşılamayacaktır… Burada da şu gelebilir akıllara : “Herkes İlahiyatçı ya da dini ilimlerde eğitim mi aldı ki başkalarına yararımız dokunsun…” Ama şu bir gerçek ki tebliğ vazifemizi yapacak kadar bilgi birikimine sahip olmak için ne ilahiyatçı olmak  ne de  yıllardır bunun eğitimini almak gerekiyor… Bu dini yaşamak ve de başkalarının da yaşamasına vesile olmak istiyorsak bu dini, İslam ‘ı öğrenmeyi hayatımızın bir parçası olarak görmemiz gerek ve şarttır… Çalıştığım okulda hayli fazla İlahiyat mezunu hocamız olduğundan bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum :  Tebliğ vazifesi kitabi bilgileri çok iyi bilmekle olabilecek bir faaliyet kesinlikle değildir..  Mesele, o ruhu kaçırmadan ilimle amel edebilmeyi başarabilmektedir..

SELAM VE DUA İLE…

7. E-postamız Aslı Terziöz / İlahiyat Mezunu

Çorum Halkla İlişkiler ,İHH Gençlik Sorumlusu

Bismillahirrahmanirrahim.

1-) Tebliğ çalışmalarında gençlere yaklaşım noktasında hangi hatalar yapılıyor?

1-) *Aynı dili konuşamama: Çağ değişiyor insanlar gibi dillerde değişiyor ve yenileniyor. Yenilenen dile ve kelimelere uzak kalıp gençlerle dünyalarımızı ayırıyoruz.

*Sürekli nasihat formunda konuşmak: Her insan özellikle de gençler nasihat işitmekten pek hoşlanmaz. Biz sürekli nasihat formunda konuşursak onlar bizi dinlemek yerine iyice uzaklaşıyorlar.

*Sürekli eleştiri formunda konuşmak: İnsanoğlu her daim hata yapar ve ister farkında olsun ister olmasın hatalarının yüzüne vurulmasından hoşlanmaz. Gençlerin her yaptığını eleştirip onları kendimizden uzaklaşıyoruz.

*Başkasıyla kıyaslama: Gençleri birbiriyle kıyaslayıp hem birbirinden hem de kendimizden uzaklaştırıyoruz.

*Emir formunda konuşmak: İletişimde en büyük hata emir vererek konuşmaktır. Bizde gençlerle iletişim metodu olarak çok fazla emir cümleleri kullanıyoruz. Bu da sağlıksız iletişime sebep oluyor.

*Kendi hayatımızdaki eksiklikleri onların tamamlamasını beklemek: İnsanlar kendi hatalarını kendilerinden daha tecrübesiz olan gençlerin yapmamalarını sağlamak amacıyla onların hayatına çok fazla müdahale ediyoruz.

*Empati kuramama: Biz gençlerimizin hayatlarını sorgularken sadece kendi penceremizden bakıp kendi bakış açımıza göre yorumluyoruz.

*Gündemden habersiz olma: Gençlerin önemsediği birçok meseleden uzak kalarak gençlerden de uzaklaşıyoruz.

*Yargılayıcı dil kullanma: Gençlerimizi kendi doğrularımıza göre yargılayıp cehennemle gönderiyoruz. Yüzlerine karşı açıkça belirtmesek davranışlarımızda da bunu hissettirip uzaklaştırıyoruz

*Sürekli beklenti halinde olma: Onlardan hep daha iyisini istiyoruz. Sürekli daha fazla çabalamalarını istiyoruz. Onlarda iyiye ulaşamadıkları için çabalamaktan vazgeçiyorlar.

*El âlem ne der kaygısı: Gençlerden İslami bir hayat yaşamalarını isterken sürekli bunları Allah’ın emri olduğu için değil de başka insanların aileye ya da kişiye karşı bakış açısını öne sürüyoruz.

*Hemen sonuç bekleme: Anlattıklarımızın hemen karşılığını görmeyi umuyoruz ve bu konuda baskı kuruyoruz

*Ön yargılı olma: insanlara çeşitli konulardan dolayı zihnimizde ön yargı oluşturuyoruz ve nasılsa adam olmaz diye düşünüp gereken özeni göstermiyoruz.

*Kaba ve azarlayıcı dil kullanma:

2-) Bu gençlere ilk etapta nasıl davranmalıyız?

Gençler bizim en büyük sermayemizdir. Gençlere yaklaşırken öncelikli amacımız güzel bir muhabbet bağı kurmak olmalıdır. Onları anlamaya çalışıp sağlıklı bir iletişim kurduktan sonra hal ve hareketlerimizle onlara örnek olmalıyız. Sürekli konuşup onlardan bir şeyler beklemek yerine onların konuşmalarını ve gerçek anlamda bu hayattan ne beklediklerini öğrenmeliyiz. Fikirlerine saygı duyup ihtiyaç halinde ısrar etmeden , Kur’an-i bilgiler ışığında onlara rehberlik etmeliyiz. Onları ciddiye almalıyız. Bizim için çok basit olan sıkıntılar bazen gençler için çok önemli ve işin içinden  çıkılamaz olabiliyor.  Eğer bu sıkıntılarını ciddiye almazsak onlarda bizi ciddiye  almazlar.

Sürekli cezalandıran ve korkutan Allah tasavvurundan uzak durmalıyız. Çünkü cezalandıran cehennemde yakan Allah onları dinden uzaklaştırır. Aynı şekilde ne yaparlarsa yapsınlar onları affeden Allah tasavvurundan da uzak durmalıyız. Bu tasavvurda gençleri günah batağına sağlanmasına sebep olur.

Onların değerli olduklarını hissettirmeliyiz. Onlara kendi cemaatimizin ilerdeki temsilcileri gibi davranmak yerine çıkarsız bir şekilde değer vermeliyiz. Gençler toprağa atılan tohum gibidir. Ektikten sonra gün yüzüne çıkması bir yılda sürebilir elli yılda…

İlgi alanlarını öğrenip o doğrultuda tavsiyelerde bulunmalıyız. Mesela kitap okumayı sevmeyen bir gence dini bir kitap okutmak onu iyice uzaklaştırır.

Değerli kardeşlerim , sunumumuza anlam katan  bu anlamlı ve düşündürücü  e-postalarımız için teşekkür ve dua ederek burada sonlandırıyoruz.

İnşâAllah bir çok hayırlara vesile olması ümidiyle elinizdeki sunum çalışmamızın  tamamını wep sayfamız olan ;

“Fecr Anasayfa”    https://fecr1.wordpress.com/ adresi üzerinde,                                               “Çocuk Eğitimi” kategorisi bölümünde  bulabilirsiniz.

Yüce Rabbim çalışmalarımızı bereketlendirsin. Çalışmalarımızı hep kendi rızasına ve sevgisine çıkarsın.

Rabbimiz ,tüm şeytani ve hevai tuzaklara rağmen “Gençlerimizi” hidayetinin nuruyla kuşatsın.          Alınları secdelere aşık kılsın. Yüce Rabbim gençlerimizi, Yüce İslam Davamızın yılmaz neferlerinden ve hizmetkârlarından eylesin.

Amîn ve Ya Rabbelalemîn.

Sema Yıldırım Özkaya/ Çorum                                                                                                                   27 Nisan 2015 //   7 Recep 1436

111

anne

225560_214780488549929_5110272_n

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s