-HER KARANLIĞIN BAĞRINDA BİR FECR SAKLI- "İM JEDEN DUNKELHEİT VERSTECKT EİN SONNENAUFGANG "

ANNEM VE MARİA (Montesorri) Teyze

Selamların en güzeliyle..

Efendim, bendeniz bugünkü yazımda muhterem validem ile Maria (montessori) teyze arasındaki fikir akrabalığını ele almak istiyorum..

Bildiğiniz üzere Maria teyze; 1870-1952 yılları arasında yaşamış İtalyan bir çocuk eğitimcisidir. “Kendim yapabilmem için bana yardım et” fikri, onun eğitiminin en genel özeti niteliğindedir. Maria teyzeye göre her çocuk özeldir. Böylece her çocuğun zekası ve o zekaya hitap eden eğitim şekli/modeli de ona özgü olmalıdır. Maria teyze, başarının tek bir alana hapsedilmediği, her çocuğa özel başarı olanakları sağlayan, karakter ve kişilik yapısını bozmadan onu geliştirmeyi hedefleyen bir eğitim sisteminin kurucusu ve savunucusu olmuştur.

Gel gelelim benim anneme..

Annem tam bir Anadolu kadınıydı.. Hani şu şalvarı, örtüsü olan, örtüsünün bir ucuyla yüzünü erkeklerden gizleyen kadınlardan.. Dışarıda yürürken neredeyse hiç konuşmayan, asla gülmeyen, kaşlarını çatmasından dolayı sürekli “Acaba bir şeye mi kızdı?” gerginliğini üzerimden atamadığım annem..

O zamanlar annelik; annenin çocuklarına ne kadar kol-kanat gerdiğiyle ilintili bir şeymiş.. Ve bir de bir kadının ne kadar çok çocuğu varsa o kadar çok “ana” oluyormuş.. Annem her iki açıdan da tam bir anaydı, 11 doğum yapmıştı, birkaçı vefat etse de kardeşlerimizin, hala çok çocuklu bir aile olma özelliğimizi yitirmemiştik..

Ben, evin büyük kardeşler kısmındanım.. Annem anlatır; 3-4 yaşında iken evi toplayıp düzenleme işleri bana aitmiş.. Misafir geleceğinde annem mutfağa girermiş, ben de oyuncakları sepete toplarmışım, sonra çamaşırları katlar, yastıkları, örtüleri, seccadeleri dolaplarına yerleştirir, terlikleri düzenler, halıyı gırgırlar ve iki küçük kardeşimin birini ayağıma, birini de yanıma yatırarak onlara masal anlatıp uyuturmuşum..

Misafir gittikten sonra annemin bana teşekkür ettiğini, “Sen benim en büyük yardımcımsın, sen olmasan hiçbir şeyi yetiştiremem” deyip bana sarıldığını hatırlıyorum da.. Ertesi gün aynı şeyleri hiç itiraz etmeden yeniden yapmamın en büyük nedeni buydu sanırım; annemin sevinmesi..

Evimize ilk defa gelen misafirler “Kaç çocuğunuz var?” sorusunun cevabını duyduklarında; “Evde hiç çocuk yok gibi” diyerek şaşkınlıklarını gizleyemezlerdi..

Kimi zaman raydan çıksa da evimizde genel bir düzen, tertip hakimdi.. Ayrıca her an patırtıların, bağrışmaların yükseldiği bir ev de değildi..

 

Ben Maria teyze ile çook sonraları tanıştım.. Annem, o zamanlar anneanne olmuştu.. Bir gün sordum anneme; “Anne, Maria Montessori’yi okudun mu hiç?” diye.. “Kiimm kimm?” diye sordu anlamayarak.. Tekrar ettim; “Yok kızım ne bileyim, Maria mıdır Metros mudur, öyle şeylere aklım ermez benim” dedi..

Şimdilerde sosyal medyada kimi anneler çocuklarının dahi becerilerini paylaşıyorlar ya; “Ayy çocuğum kendi kendine su içiyor. 24 aylık, kağıtları çöp kutusuna atıyor, kitapları rafa kaldırıyor” falan diye..

Biz kardeşlerimle gülüyoruz bunlara.. Biz o yaşlarda hem kendi suyumuzu içiyor, hem de kardeşimizin suyunu içiriyorduk, ayrıca kışın sular donup kesildiğinde mahalle çeşmesinden eve su da taşıyorduk..

“Eskiden öyleymiş” demeyin sevgili okurlar.. Biz seksen sonlarının doksan başlarının çocuklarıyız..

“Etkinlikçi Anne” adı altında başlamış olduğumuz bu yazı dizisinde Maria teyzeden ve onun gibi bize fikir verecek olan şahsiyetlerden elbette faydalanacağız..

Fakat bu yazı dizisinin asıl fikir anaları; İslam’ı hayat nizamı olarak seçmiş, bu toprakların yetiştirmiş olduğu, Osmanlı’nın kültür mirasını bizlere taşıyan ve bizleri bu din ve kültür ekseninde yetiştirmeye çabalayan annelerimiz olacaktır..

Maria teyzenin kaç çocuğu vardı veya hiç çocuğu var mıydı bilmiyorum.. Fakat şunu çok iyi biliyorum ki, insan çok iyi bir öğretmen/eğitimci olabilir, bir pedagog veya psikolog olabilir, anaokulları yönetebilir, okullar açabilir, projeler, sunumlar, konferanslar düzenleyebilir.. Ama aynı insan ANNELİĞİ beceremeyebilir!

Maalesef bugün etrafımızda çokça görürüz; evdeki iki çocuğundan bunalıp da bir an önce okuluna, hastanesine, iş merkezine dönen başarılı eğitimcileri..

Bu sebeple bir bayanın iş merkezindeki başarısı, bizim annelik gündemimize giremez.. Ama ‘ev merkezli’ her başarı mutlaka gündem edilmelidir..

Annelerimiz, onca çocuğu sevgiyle, sabırla, coşkuyla büyütmüşlerdi.. Anneliği, sadece çocuklarını doyurmak, iş-güçlerine koşturmak olarak değil, onların pırıl pırıl gönüllerini, tertemiz zihinlerini hep güzelliklerle doyurmak, doldurmak olarak görmüşlerdi.. Onun için birini uyuturken, sağında oturan diğerine masallar anlatmış, solundaki büyüğüne okuma-yazma öğretmiş, onlara hayatın içinden türlü türlü etkinlikler üretmiş, evlerini bir mescid, bir ilim yuvası haline getirmişlerdi..

Onlar sevaplarıyla, günahlarıyla, güzellikleriyle, eksiklikleriyle bizim annelerimiz..

Güzelliklerinde; “Acaba oldu mu?” diye kendilerini sürekli sorgulayan, eksikliklerinde ise gözyaşlarıyla tevbeye sığınan, o çok ağlayan, içli, merhametli, yapmacıklıktan uzak, yaptıklarını birilerine gösterme ve beğendirme gayretleri olmayan, gayet doğal ve samimi annelerimiz..

İşte bu yazı dizisinde bizim beslendiğimiz kaynak onlar olacaktır..

Duamız; Rabbimizin ayetinde buyurduğu gibidir:

“..Rabbim, küçüklüğümde anne-babam beni nasıl yetiştirmişlerse, sen de onlara öyle rahmet et.” (İsra 24)

Yazı Müslüman Anneler Sitesinden Alıntıdır.

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s