-HER KARANLIĞIN BAĞRINDA BİR FECR SAKLI- "İM JEDEN DUNKELHEİT VERSTECKT EİN SONNENAUFGANG "

-DİRENİŞİN ONURU-

Yeni bir belirsizlik çağında, yeni bir bayağılık çağında yaşıyoruz. İslam ve Müslümanlar söz konusu olduğunda her alanda, her konuda, bütünüyle totaliter bir sistemle kuşatıldığımızı görüyoruz. Küresel iklim ırkçı ve ideolojik bir düşünsel iklim olduğu için; her yerde ırkçı ve ideolojik körlüklerle  karşılaşıyoruz. Hayatın her alanında bayağılıklar, ilkesizlikler, yavanlıklar, pespayelikler gündem oluşturabiliyor. Müslümanlar olarak tarihe edilgin bir şekilde maruz kalıyoruz. Modern kavram ve kurumları, Batılı modeli sorgulamak ütopik bir fantezi gibi görülüyor. Barbarlar bir şekilde onaylanırken, bağımsızlık mücadelesi verenler aşağılanıyor, suçlanıyor. Emperyalizmin, faşizmin, militarizmin şiddeti sorgulanmıyor, bu şiddete maruz kalan, bütünüyle masum/maz­lum/mağrur insanların tepkileri, direnişleri sorgulama konusu oluyor.

Küreselleşme toplumların kendi tercihleri olmaktan çok, finansal dünyanın tercihi ya da dayatması olarak somutlaşıyor. Küreselleşme süreçleri, çıkarları nedeniyle, finans ve medya dünyası elitleri tarafından yoğun propaganda yöntemleriyle destekleniyor. Çokuluslu şirketlerin çıkarlarına göre şekillenen küreselleşme, küresel bir azınlığın hizmetinde bulunuyor. Modern zamanlarda, insanlığın ortak sorunları, ortak hassasiyetleri zemininde bir gündem oluşturulamadı. Tarih ideolojik anlamda, ırkçı anlamda istismar edildiği için, ortak insanlık değerleri etrafında bir bilinç oluşturulamadı. Avrupa’nın sömürgecilik geleneğinin temelinde ırkçılık olduğu için, insanlık, biz ve onlar şeklinde ikiye bölündü. Bütün bir insanlık, keyfi muğlaklıklarla malul olan sözcükler, tanımlarla yönlendirilmeye çalışıldı. Irkçı temelde yapılandırılan biz ve onlar ayrımı, insanlığa, özelikle de, İslam toplumlarına inanılmaz acılar, inanılmaz sorunlar, inanılmaz sıkıntılar ve inanılmaz bir dehşet yaşattı. Bugün, bu ırkçı yaklaşımlar sebebiyle pek çok İslam toplumunun gelecekleri bütünüyle belirsiz hale getirilmiştir.

Halkların kendilerini milliyetleriyle tanımlamaya başlamaları yirminci yüzyılla başlar. Bu tanımlama süreci, her milliyetin etnik bir kimlikle birlikte, bu kimliği güçlendiren kültürel renkler, biçimler, mitolojiler üretmesini zorunlu kıldı.

Yirminci yüzyılla birlikte, her tür etnik gerilim, çatışma ve rahatsızlık tarihe girdi. Irk tanımı yerine, etnisite tanımının konulmuş olması, hiç bir şeyi değiştirmedi. Etnik gerilim ve çatışmalar modernizmin ürettiği tahripkar bir salgın hastalık olarak yayılıyor. Modern uygarlık, teknolojik ilerlemelerin yanında, yıkıcılıkta da çok önemli gelişmeler kaydetti. Her ırkçılık kendisi için her konuda çok önemli özellikler/nitelikler icat ederken, düşman telakki ettiği ırklar için de çok olumsuz, çok kötü özellikler icat etti. Ulus devletin tarihe girişiyle birlikte, her ulus-devlet azınlık saydığı unsurları eritmek için kültürel şiddet uyguladı. Türkiye’de Kürtler örneğinde yaşandığı üzere, azınlıklaştırılan unsurların kendi kimlik oluşturucu bağlamlarından uzaklaştırılması amaçlandı.

Birinci Dünya Savaşı sonrası dönemde, imparatorluklar çökünce, yeni siyasal kimlikler ortaya çıktı. Bu yeni siyasal kimlikler için, yeni milliyetçilikler oluşturuldu. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ise, yüzlerce yeni milliyet sahneye çıkarıldı. Ulus-devletler azınlık saydıkları unsurların kendi dillerini, kültür ve edebiyatlarını geliştirmelerinden, azınlıkların bu çabalarını siyasal bağımsızlık taleplerine götürebileceği endişesiyle çok korktular ve bu girişimleri kültürel şiddet yoluyla engellediler. Modernlikler, bir yanda evrenselcilik iddiasında bulunurken, bir diğer yanda ulusçuluğu, homojen kültürü ve devlet tahakkümünü kurumsallaştırdı, sistemleştirdi, ulus-devlet fikrinin meşruiyeti bulunmadığı için, tek devlet, tek dil, tek kültür yaklaşımının meşruiyeti bulunmadığı için, ulus-devlet fikrine meşruiyet kazandırmak üzere, her ulus-devlet için uygun mitolojiler/efsane­ler/sem­boller oluşturuldu. Ulus kavramının belirleyici, tayin edici nihai ölçütleri yoktur. Bu nedenledir ki bu kavram her zaman büyük muğlaklıklar taşır. Bütün bunlardan hareketle, her ulusçu dayatmanın, tek dil, tek kültür dayatmasının ahlaki temellerden yoksun bulunduğunu kaydetmek gerekir.

Modern tarihin içerisinde karanlık boşluklar oluşturan liberal-seküler aklın bunalımı sebebiyle, bütün toplumlar çok ciddi bilinç rahatsızlıkları, sarsıntıları, kırılmaları yaşıyor. Algısal bulanıklıklar, bozukluklar ve bunalımlar sergiliyor. Günümüz dünyasını belirleyen düşünceler ayakları üzerinde duramayan düşüncelerdir. Bu nedenledir ki her yerde algı/anlam dalgalanmaları, yaşanıyor. Bütün kavramlar büyük kırılmalar içerisinde bulunuyor. İnsan haklarının evrensel bir ideoloji olarak takdim, edildiği bir zamanda, çağımızın insan hakları çağı olduğu iddialarının gündemde olduğu bir zamanda, insan hakları gündeminin çok büyük bir ırkçı palavra olduğunu, çok büyük bir ideolojik yalan olduğunu görüyoruz. Müslümanlara yönelik şiddet/terör olaylarıyla, Batılılara yönelik şiddet/terör olayları kesinlikle aynı şekilde algılanmıyor, aynı şekilde değerlendirilmiyor. Modernite, kendi kendisini yücelten, takdis eden, mutlaklaştıran bir süreçler toplamı haline getirildiği için, modernitenin oluşturduğu kategoriler, ideolojik/politik amaçlarla oluşturulan dışlayıcı kategoriler olarak somutlaşıyor. İdeolojik ve ırkçı yaklaşımların her durumda ötekilere ihtiyacı var. Bu nedenle ideolojik ve ırkçı sapkınlıklar insani bütünlükleri, ahlaki ve vicdani bütünlükleri sayısız parçalara bölme konusunda hiç bir tereddüt yaşamıyor. Bu parçalanmaları gerçekleştirenler, kendilerini seçilmiş iyiler olarak tanımlarken, bütün ötekileştirilenleri aşağılayıcı tanımlarla etiketliyor.

İçerisinde yaşadığımız dönemde Siyonist terör sisteminin modernizmin en ileri biçimlerini gerçekleştirdiğini gördük. Siyonist terör sistemi, kendisini Batı sisteminin ideolojik akrabası saydığı için, Batı ailesinin bir parçası saydığı için, işlediği bütün kötülükler, cinayetler, katliamlar, sürgünler, yıkımlar, hayatın ve tabiatın tahribi için hafifletici nedenler bulunabiliyor. Bütün ahlaki ilkelerin/değerlerin, değer sistemlerinin altüst olduğu, belirsiz ve etkisiz hale geldiği bir dünyada faşist/Siyonist/militarist barbarlıkları suçlamak yerine, bu barbarlıklara maruz kalanlar suçlanabiliyor. Modern dünya, Gazze’de yaşananların bir Hiroşima denemesi olduğunu farketmediği gibi, Siyonist Gulag Takımadasından da hiç söz açılmıyor. Emperyalist küresel sistemin Afganistan’da, Irak’ta, Filistin’de masum sivillere yönelik katliamları sürerken, bu katliamları Taliban, Hizbullah ya da Manas’la ilgilendirerek değerlendirmek kolaycılığı seçmek olur. Bütün bu katliamların İslam kültür ve uygarlığına yönelik imha hareketlerinin/siyasetlerinin/stratejilerinin bir parçası olduğunu bilmek gerekir. İşgal ve istilacılara, katliamcı ve soykırımcılara karşı duyulan nefret sürdükçe hiç bir direniş hareketi/mücadelesi yenilgiye uğratılamayacaktır, yenilgiye uğratılamamıştır. Hiç bir direniş hareketi, hiç bir kurtuluş hareketi yerli/sivil halkın gönüllü desteği olmadan kazanılamaz, bu destek olmaksızın hiç bir hareket varlığını sürdüremez.

Halkın içerisinde, halkla beraber aynı şekilde yaşayan, halkın her tür mahrumiyetini, onlarla paylaşan bütün direniş hareketleri her zaman son derece kısıtlı imkanlar içerisindedir. Bütün bu kısıtlı imkanlara rağmen, direniş onuru ve bilinci ile direniş mücadeleleri, Afganistan’da, Irak’ta ve Filistin’de çok büyük zaferler kazanmaktadır. Soykırım, katliam, sürgün ve işkence çağı devam ediyor.

Geçtiğimiz yıllarda, Afganistan’da, Taliban’ın put telakki ettiği için tahrip ettiği Buda heykelleri ile ilgili olarak bütün dünya ayağa kalkmış, Taliban’ın, İslam’ın ve Müslümanların ne kadar dehşetli ilkeller olduğu yolunda korkunç bir gündem oluşturulmuştu. Siyonist vahşetin Gazze’de bütünüyle yıktığı cami ve mescitlerle ilgili olarak modern dünyadan, Siyonist ilkellikle ilgili herhangi bir tepki sadır olmadı.

İçerisinde yaşadığımız çağ ahlaki bir tükeniş çağıdır.

Modern zamanlarda, entelektüel dünyada ahlaki kozmopolitizme yoğun bir biçimde vurgu yapılıyordu. Yaşadığımız olaylar, ahlaki kozmopolitizm iddialarının hiç bir ciddi temeli olmadığını gösterdi. Uygarlık fikri üzerinde çok yoğun spekülasyonlar, sansasyonel, aşırı yorumlar, değerlendirilmeler yapıldığı halde, insanlık uygarlık yerine vahşeti gördü. Kitle katliamları, Avrupa ideolojisinin, modern ideolojinin himayesi altında yirmi birinci yüzyılda da sürüyor, sürdürülüyor. Bu şartlar altında, bir uygarlıktan kuşkusuz söz edilemez. Bugün, Siyonist Führer’lere kol kanat geren bir dünya var.

Şimdi’de, bugün’de yaşamak demek, bugünü/şimdiyi doğru anlamak, bugün’de, şimdi’de yapılması gerekenleri yapmaktır. Şimdi’de yaşamak, bugünü yaşamak, geçmişi unutmak, geçmişten kopmak anlamına gelmez. Zaman bilincine sahip olmaksızın, tarih bilincine sahip olmaksızın, anlamlı bir varoluşa sahip olamayız. Geçmişte yaşanan tecrübelere kayıtsız kalamayacağımız gibi, geçmişte yaşanan düşüşlere de kayıtsız kalamayız. Tarih bilincine sahip olmak demek, yalnızca tarihte gerçekleştirilen başarıların ‘büyüsü’ içerisinde yaşamak anlamına gelmez, gelmemelidir. Tarih olayları biriktiren bir depo değil, bütün insanlık durumlarını kaydeden, anlamaya, çözümlemeye çalışan bir disiplindir. Tarih ilgisi bir antika ilgisine indirgenemeyeceği gibi, bir kronolojiye de indirgenemez. Geçmişten bütünüyle bağımsız bir bugün düşünülemeyeceği gibi, bugünden bağımsız bir gelecek de düşünülemez.

Bilinçli her tercihin, tarzın, duruşun, eylemin bilgi ve bilgeliğe, tarihsel/kültürel hafıza ve tecrübeye ihtiyacı vardır. Hayata, tarihe, olaylara bilinçli bir bütünlük içerisinde baktığımızda geleceğe yönelik kimi ipuçları yakalayabiliriz. Her milliyetçi tarih, her ırkçı ve ideolojik tarih bütün gerçekleri çarptırarak kendi kendisini haklı çıkaran yollar bulur. Bu nedenle, her durumda eleştirel bir tarih yaklaşımı esas olmalıdır. Her ırkçılık bir geri dönüş özlemini ifade eder. Siyonizm de bir geri dönüş ideolojisidir. Günümüzde Siyonizm bütün cepheleriyle/teza­hür­leriyle eksiksiz bir para-noya ve histeriyi yansıtmaktadır.

Irkçı köleliklerle, ideolojik köleliklerle kendilerini sınırlandıranlar hiç bir şekilde hakikate/ada­lete ulaşamazlar. Her koşulda hakikatin/adaletin ifadesi olabilmek için, mitolojileri sorgulayabilecek bir bilince/ahlaka sahip olunmalıdır. Mito­lojiler, ırkçı amaçlara, ideolojik/politik amaçlara hizmet eden en uygun araçlardır. Bu nedenledir ki; günümüzde politikacılar, bir siyaset felsefesi birikimine değil, bir tarih felsefesi birikimine değil, mitolojilere ihtiyaç duyuyor.

Ahlaki ve vicdani kaygılar taşımayan rasyonel akıl, her şartta şiddete başvurabiliyor, şiddetle bütünleşebiliyor. Modern zamanlar boyunca, yalnızca akla güvenen, aklı yücelten toplumlar bu konuda hep hüsrana uğradılar. Evrenselleştirilmeye çalışılan modern idealler, işlevsiz sözcüklere dönüşmüş olarak varlıklarını sürdürüyor. Sık sık geri dönüşler yaşayan bir uygarlık karşısında bulunuyoruz. Egemen kültürü/yaklaşımı paylaşmayan herkes şüpheli muamelesi görüyor. İdeolojik şovenizm despotik bir egemenlik anlayışı oluşturuyor. Şiddet üreten ideolojiler hiç bir meşruiyeti bulunmayan işgaller gerçekleştiriyor.

İslam toplumlarına/ülkelerine yönelik keyfi işgal, keyfi terör, keyfi katliamlar gereği gibi sorgulanmıyor. Hoşnut­lukla, rıza ile karşılanan işgallerin olmayışı, her işgalin bir direniş bilincini yükseltiyor olması kuşkusuz umutlarımızı güçlendiriyor. İslam toplumlarında Müslümanlar bir yanda direniş bilinciyle onurlanırlarken bir diğer yanda da, kimi İslami cemaatlerin/akımların oportünist bir uyum/hoşgörü içerisinde oldukları görülüyor. Hiç bir ahlaki/düşünsel ölçüt ve ilkeye sahip olmayan oportünist teslimiyetçiler, hiç bir baskı biçimi karşısında, hiç bir sömürgecilik biçimi karşısında seslerini yükseltmiyor, apolitik kayıtsızlıklar sergiliyor.

Modern zamanlar boyunca yaşadığımız somut tarihsel, toplumsal, siyasal gerçeklikler, soyut ideolojileri bütünüyle geçersiz kıldı. Modern zamanlar boyunca, özellikle Müslümanlar çok küstah kavramlarla, çok küstah, sloganlarla baskılandılar. Modern Batı uygarlığı değer üretemeyince, seküler/rasyonel ideolojiler değer üretme konusunda çaresiz kalınca, Avrupa, Hıristiyanlığa ya da Yahudiliğe başvurmak zorunda kaldı. Bu gerçeğin bir tezahürü olarak bugün, Batı entelektüel hayatı dini hayattan neler öğrenebileceğini, dinin hayata dönüşünü, siyasete dönüşünü tartışıyor. Yine, Avrupa’da dini-seküler uzlaşmayı savunan akımlar güçleniyor.  Burada bu konu etrafında şekillenen çok ilgi çekici, çok çarpıcı bir tartışmaya/yaklaşıma da işaret etmek gerekiyor; Modern entelektüel hareketler, Aydınlanmayı kendi aralarında yoğun bir eleştiriye tabi tutarlarken, İslami gelişmeler karşısında, özellikle de, İslamcı proje karşısında, köktenci bir şekilde eleştirdiği Aydınlanmaya sarılıyor, Aydınlanmayı savunuyor.

Avrupa, modern döneme girerken, ilkel/bağnaz mezhep savaşlarını önlemek üzere gündeme getirilen laiklik bu bağlam içerisinde değerlendirilmesi gerekirken, bugün Türkiye’de yaşadığımız üzere, tamamen bağlamı dışında kullanılıyor. İktidar ve egemenlik ihtirasları modern zamanlarda çok büyük kötülüklere neden oldu. İktidar ve egemenlik ihtiraslarıyla uygarlık fikrinin bağdaşmayacağını bunca trajediden sonra Batı dünyasının öğrenmesi gerekirdi.

Tahakküm ihtiyacı ve ihtirası duyan bir uygarlıktan söz edilemez. Gerçek uygarlıklar tahakküme ihtiyaç duymaksızın kendilerini kabul ettirirler. İki Batı’nın (Avrupa ve Amerika) son 500 yılı, bir bütünlük içerisinde değerlendirilerek, inişe geçen modern uygarlık sonrası döneme ilişkin, İslam kültür ve uygarlığının neler vaat edebileceğini İslami entelektüel hayatın konuşması/tartışması gerekir.  Müslümanlar olarak, hiç geciktirmeksizin konuşmamız/yüzleşmemiz gereken birikmiş sorunlarımız var. Hala aziz Kuran’ı, aziz İslam’ı nasıl anlayacağımız konusunda bir karara varamadığımız için; İslam’ı nasıl yaşayacağımızı, Kuran’ı nasıl yaşayacağımızı, tarihe/hayata nasıl kazandıracağımızı, tarihte nasıl somutlaştıracağımızı konuşmuyoruz.

Modern ideolojilerin her alanda yaşamakta bulunduğu derin krizleri doğru değerlendirerek; İslami dil, büyük bir özgüven içerisinde radikal önerilerle, insanlığın bilincine ve yüreğine bir yol bulabilir. Radikal olmanın aşırılıklarla, fanatizmlerle, gençlik saplantılarıyla, gençlik heyecanlarıyla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Radikal olmak, İslami temellere, İslami bütüne ilkesel bağlılığın ifadesidir, bağımsız bir irade ortaya koyma çabasıdır. Kendi kültür ve uygarlık değerlerimizle bütünleşebilecek bir evrensellik projesi oluşturabiliriz. Kültürler ve uygarlıklar kendi bünyelerine uygun unsurlar söz konusu olduğunda, diğer kültür ve uygarlıklarla alışverişe açık olurlar. Kültürlerin kendi anlam dünyalarına kapanmaları, diğer kültürlerle iletişimi kesmeleri, bu kültürleri, yalnızlaştırır. Bugünün sınırları aşan ilişkiler dünyasında, Müslümanlar arası ilişkileri sınırlandıran bağnazlıklar yaşıyor olmamız hiç bir suretle kabul edilemez.

Yeni bir kabilecilik çağında insanlık askeri güç yoluyla, şiddetle, işgal, istila ve katliamlarla, hiç bir siyasal kültürel, toplumsal yapılanmanın/inşanın gerçekleştirilemeyeceğini öğrendi. Askeri güç dışında hiç bir gücü bulunmayan Amerika, Irak ve Afganistan direnişini etkisizleştirmeyi başaramadı. Militarist-faşist Siyonizm, Hizbullah ve Hamas’ı yenilgiye uğratamadı, Faşist dünya, devleti olmayan Hizbullah’ın 2006 yılında İsrail’e karşı gerçekleştirdiği direnişi unutamıyor. Hizbullah ve Hamas’ın en geniş, anlamda toplumsal hizmetler vererek toplumlarıyla bütünleştiği hatırlanmıyor, düşünülmüyor. Arap dünyasında, halkını temsil eden, halkın seçtiği tek hükümet Hamas hükümetidir. Günümüzde saltanatçı Arap rejimleri İsrail’le dayanışma içerisinde İslami hareketleri, direniş hareketlerini kontrol etmeye çalışıyor. Arap dünyası, İran-Hamas-Hizbullah-Suriye dayanışmasını “yeni şer ekseni” olarak gördüğünü itiraf edebiliyor. İsrail’in Arap birliği üyesi olmasını samimiyetle isteyen Arap rejimleri var.

Bütün işbirlikçilerin utanç verici ilişkilerini, utanç verici köleliklerini, teslimiyetçiliklerini ve zilletini sorgulamak gerekir. Direniş hareketlerine karşı olan şükran borcumuzu yerine getirmek üzere bütün işbirlikçilerin utanç verici konumlarını teşhir etmemiz gerekir. Emperyalistlerin, faşistlerin, Siyonistlerin, işgalcilerin, istilacıların, katliamcıların, soykırımcıların, işkencecilerin emrine girerek, bunlara yardım ve yataklık eden El Fetih yönetimini, Irak Kürdistan Bölgesel yönetimini sorgulayan bir bilinci yaşatmak ve bu ihanetleri unutmamak gerekir. Bir milyonun üzerinde masum insanın katliama tabi tutulduğu, bütün kültür ve uygarlık varlıklarının yağmalandığı, ekonomik varlığı gasp edilen ve enkaza dönüştürülen Irak’ın işgalinden emperyalistler ne kadar sorumlu iseler, işbirlikçiler de aynı ölçüde sorumludurlar.

Kürt sorununu/trajedisini anlamak/paylaşmak, Kürt halkının mücadelesini ve hassasiyetlerini paylaşmak, Kürt halkıyla dayanışma içerisinde bulunmakla, işbirlikçileri takbih etmek birbirlerinden ayrı şeylerdir. Bugün, içerisinde yaşadığımız bütün olaylar ideolojik mülahazalarla çarptırılarak insanlığın gündemine taşınmıyor. Filistin sorunu olarak bilinen sorun, bir İsrail/Filistin çatışması sorunu değildir. Sorun, İsrail’in sömürgeci/emperyalist projesidir, işgal ve istilasıdır. Emperyalist, Siyonist, faşist, işgal, istila, sürgün, toplama kampı, işkence kampı uygulamalarına sistematik anlamda, kurumsallaştırılmış bir biçimde maruz kalanların direnişini “terör” olarak tavsif etmek hiç bir ahlaka, hiç bir vicdana sığdırılamaz. İsrail’in, Avrupa’nın emperyal ve kolonyal projesinin desteğini alarak, kolonyal bir devlet olarak kurulduğunu, terörist başbakanlar tarafından yönetilen militarist/faşist bir devlet olduğunu unutmamak gerekir.

Tek kutuplu dünyanın neden olduğu benzersiz barbarlıklar ve vahşet bugün sorgulanabilir hale geliyor. Amerika artık ekonomik anlamda bir iktidar değil. Amerikan ekonomisinden bağımsızlaşan ülkeler var. Bunun için, içerisinde bulunduğumuz dönemde bir Asya yüzyılından söz edilebiliyor, çok kutuplu bir dünyadan söz edilebiliyor. Bugün, dünyanın yaşadığı ekonomik kriz modernliğin getirdiği sosyal ve ahlaki krizin bir sonucudur. Yaşadığımız kriz büyük yalanlarla, büyük propagandalarla parlatılan ideolojilerin krizidir. Bütün insanlığa dayatılan, Batılı aklın, seküler/rasyonel aklın nihai bir model olmadığı, olmayacağı artık bugün açıkça konuşulabiliyor. Laikliğin neden olduğu ruhsal-manevi-deruni-ahlaki çölleşme, yozlaşma, bayağılaşma itiraf edilebiliyor. Dünyanın hiç bir yerinde Fransa’da bile entelektüel kadrolar, Türkiye’de olduğu kadar din’e kapılarını kapatmış değil. Türkiye’de entelektüeller düşünerek, düşünsel derinlikler keşfederek değil entelektüel oyunlar oynayarak, entelektüel atraksiyonlar sergileyerek gündeme girmeye, gündemde kalmaya çalışıyor.

Irkçı nedenlerle, ideolojik nedenlerle, ekonomik ve politik nedenlerle gerçekleştirilen ayrımcılıklar ve ötekileştirmeler devam ettiği sürece ahlaki bir toplum, ahlaki bir dünya, uygar ve adil bir toplum, uygar ve adil bir dünya kurulamaz. Ötekileştirilen her unsur, tahakküme, sömürülmeye, düşman sayılmaya açık olan unsur demektir. Soğuk Savaş ve 11 Eylül sonrası dönemde farklılar, ötekileştirilenler, düşmanlık üzerinden tanımlandılar. Küresel ölçekte, bütün toplumlara zorla asimilasyon dayatıldı. İçerisinde yaşadığımız dünyanın kirli/sapkın gerçekliğini bütün boyutlarıyla görebilmeliyiz. Tarihsel sorunları bir bütünlük içerisinde yorumlayabilmeliyiz. Hiç bir meşruiyeti bulunmayan sömürgeciliklere tepki-direniş asla terör olamaz. Asıl terörizm sömürgeci ihtiraslardır.

Romantik kayıtsızlıklardan kurtularak, onurları kırılmış, incitilmiş toplumların vicdanı olmalıyız.

Nasıl bir dünyada yaşadığımızı, hangi tarihsel sorunlar/koşullar/süreçlerle karşı karşıya bulunduğumuzu anlamaya çalışmalıyız.

İdeolojik maskelerin ardında yatan gerçeklikleri görebilmeliyiz.

Somut hiç bir gerçekliğe sahip olmayan, büyülü kavramlara karşı dikkatli olmalıyız.

İktibas Dergisi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s