-HER KARANLIĞIN BAĞRINDA BİR FECR SAKLI- "İM JEDEN DUNKELHEİT VERSTECKT EİN SONNENAUFGANG "

-AHMET KALKAN İLE DEMOKRASİ ÜZERİNE-

Müslümanların Kur’an’dan ve Sünnet’ten uzaklaşması, ciddi manada savrulması, ılımlı İslam anlayışına kayması, muhafazakârlaşması ve liberalleşmesi, düzenci olması bütün bunlar demokrasinin İslamî olması söylemini de getiriyor. Haramı helali tayin eden, yöntem ve araçlarını tayin eden, dinden olan ve dinden olmayanı tayin eden bizim müracaat etmek zorunda olduğumuz nasslar vardır. İslam dinini beşerî bir din haline getirdiler. Sadece yorumlamalar değil, din anlayışları değişti. Müslüman âlimler artık ayet hadis okumadan İslam’dan bahsediyor, dinden bahsediyorlar. Seküler kavramlar ile dini izah ediyorlar.

Köklü Değişim Dergisi yazarlarından Mahmut Kar’ın, Ahmed Kalkan’la yapmış olduğu Demokrasi üzerine söyleşisi…

1- Demokrasi İslam’dan mıdır? Yoksa Demokrasi “Çağdaş Tağutî Bir Nizamdır” diyebilir miyiz?

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki; seçim öncesinde demokrasiyle alakalı bu tür bir çalışma yapmanızı takdirle karşılıyorum. Çünkü bizim mahallenin dergileri ve dernekleri, artık hep demokrasinin fazileti hakkında yazılar yazmaya başladılar ve onu İslam’danmış gibi insanlara sundular. O yüzden seçim öncesi Müslümanlara tebliğ mahiyetinde bu tür dosyalar açmanız inşallah ilahî rızaya sebep olacaktır.

Sorunuza gelince; Efendim din tamamlanmıştır. Allah’ın dinine kimsenin en küçük bir ilave yapmaya veya ondan bir şey çıkarmaya hakkı yoktur. Öğle olursa, Allah’ın dinini değiştirmek, tahrif etmek gibi bir suç işlenmiş olur. Allah Celle Celalehu Kur’an-ı Kerim’de Hucurat Sûresi’nde “De ki! Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz, ona din miöğretiyorsunuz” buyurmuştur. Peygamberimiz SallAllahu Aleyhi ve Sellem onu Sünnetiyle hayata nasıl taşınacağını, nasıl yaşanacağını göstermiştir. Kur’an’da ve Sünnet’te olmayan bir şeyin din kabul edilmesi cinayet kadar önemli bir suçtur. Demokrasinin İslam’dan olması için Kur’an’ın ondan bahsetmesi Peygamber’in onunla ilgili uygulamalar yapmış olması gerekir.

Demokrasinin sanki İslamî bir sistemmiş gibi takdim edilmesi, aslında Müslümanların kültür erozyonunu göstermesi açısından çok olumsuz bir örnektir. Müslümanlar demokrasinin İslam’dan olduğunu iddia ediyor demek, Müslümanların Kur’an ile ve İslam ile bağlantısının ne kadar problemli olduğunu gösterir.

Kur’an-ı Kerim’de demokrasiye işaret vardır, yani direkt olarak değilse de endirekt olarak, ama hep olumsuz işaret vardır. En’âm Sûresi’nde Sen insanların çoğuna tâbi olsan onlar seni Allah yolundan saptırırlar” der ki, bu hitap, Peygambere hitaptır. Öncelikle “Peygamber’i saptırırlar da beni saptıramazlar” diyebilir mi bir mümin? Yani bir âlim, kanaat önderi lider “O çoğunluğa tabi olsa, O’nu saptıracak olan topluluk beni saptıramaz” nasıl diyebilir? Kur’an-ı Kerim yine çoğulculukla alakalı hep olumsuz şeyler söyler, “İnsanların çoğu aklını kullanmaz”, “İnsanların çoğu şirk koşmadan iman etmez”, “İnsanların çoğu fasıktır. ve benzeri ayetler, çokça yer alır Kur’an’da. O yüzden demokrasi olumlu bir şey olsaydı Kur’an-ı Kerim ondan olumlu olarak bahsederdi.

“Demokrasi, çağdaş tağutî bir nizamdır” diyebiliriz. Nizam tabiri bile demokrasiyle yan yana gelince pek uyuşmuyor. Her boyaya her renge girebilecek, bir sistem oluşturmayan, sistemlere entegre olup her türlü ideolojilere alet olabilecek kaypak bir kavramdır, demokrasi. Batı’nın çoğu kavramları öyledir. Çağdaş tağutî kavram tabirini ben akaid ile alakalı derslerimde, kitaplarımda “batıl bir din” olarak ifade ediyorum. Yani insanların uydurduğu dinler vardır. Söz gelimi, Mekkelilerin de uydurduğu bir din vardı. Dinler tarihinde Mekkelilerin inancına ait bir ad yoktur. Yani klasik bir din tanımına girmez. Ama Kur’an-ı Kerim “lekum dinikum ve liyedin” der. Yani onların o batıl hayat sistemlerine de din der. Din malum bir yaşam tarzıdır, dünya görüşüdür, ekonomiyle, ahlakla, ibadetle ilgili olumlu-olumsuz, şu veya bu şekilde görüşleri olan bir yaklaşım tarzıdır. Dolayısıyla demokrasi bir dindir, batıl, uydurma bir din. İnsanlara biz bunu anlatabilsek, bir Müslüman’ın, hem Müslüman hem de başka bir dine mensup olması düşünülemeyeceği için demokrasiyi de benimsemesi düşünülemez. Dolayısıyla, üstüne basa basa, altını çize çize söylüyoruz ki, demokrasi bir dindir. Allah’ın razı olduğu bir din değil, insanların uydurduğu, Batılıların icat ettiği, Ahiret görüşü olan, dünyada yaşam biçimi olan ve bir devlet sitemi olan batıl bir dindir.

2- 1960’larda küfür, 1980’lerde haram, 1990’larda araç, 2000’lerde ise İslam’dan olan demokrasinin bu amansız farklılaşmasını nasıl yorumluyorsunuz? Değişen demokrasi mi yoksa Müslümanlar mı?

Küfür cephesinde değişen yeni hiçbir şey yok. Kur’an’ın kâfirler ile küfür hakkındaki yargıları Kıyamet’e kadar geçerli. Demokrasinin söylemleri üslup olarak şartlara ve çağa uygun olsa bile muhtevasını hiçbir zaman değiştirmez. Demokrasi Yunan uygarlığında ne anlama geliyorsa, bugün de o anlama geliyor. Yani, temelde halk idaresi demektir. Din olma özelliğini, ideoloji olma özelliğini ve İslam dışı bir sistem olma özelliğini her zaman koruduğu gibi şimdi de korumaya devam ediyor. “Demokrasi bir zamanlar Batı’da çıkan gayri İslamî bir şeydi sonra Batılılar terk etti bunu ve tarihî süreç içerisinde İslamlaştı” denilemez. Böyle bir şeyin olması ne demokrasi için ne de başka bir kavram için mümkün değildir. İslam başka dinlerden başka ideolojilerden ödünç bir kavram almaz. İslam’ın her şeyi kendine hastır. O yüzden demokrasinin veya bir başka ideolojinin sonradan İslamî olması gibi bir şey, İslamî özellikleri alsa bile mümkün değildir. Tekrar edelim, İslam Allah’ın Kitabı ve Rasul’ün Sünneti ile hududu çizilmiş bir dindir.

Tabiî ki Müslümanların Kur’an’dan ve Sünnet’ten uzaklaşması, ciddi manada savrulması, ılımlı İslam anlayışına kayması, muhafazakârlaşması ve liberalleşmesi, düzenci olması bütün bunlar demokrasinin İslamî olması söylemini de getiriyor. Haramı helali tayin eden, yöntem ve araçlarını tayin eden, dinden olan ve dinden olmayanı tayin eden bizim müracaat etmek zorunda olduğumuz nasslar vardır. İslam dinini beşerî bir din haline getirdiler. Sadece yorumlamalar değil, din anlayışları değişti. Müslüman âlimler artık ayet hadis okumadan İslam’dan bahsediyor, dinden bahsediyorlar. Seküler kavramlar ile dini izah ediyorlar. Bütün bunlar Müslümanların 1960’lardan beri nasıl bir savrulma yaşadığını gösteriyor. Bu savrulma sürece yayılarak yavaş yavaş geçiriliyor. O yüzden de Müslümanlar farkında olmuyor. Keskin bir dönüş olsa, buna irtidat denilecek ve herkes bilecek. Bu kabuk değişimi yavaş yavaş geçirilince Müslüman âlimlerin kendileri de farkında olmuyor, Müslüman çevre de bunun farkında olmuyor.

Dolayısıyla Müslümanların aracı da amacı gibi meşru olur. Malum, pis su ile abdest alınmaz. Demokrasi devlete giden bir sistem olsa bile -ki öyle değildir-, Müslüman bundan yararlanamaz. Müslüman sadece neticeyi değil, sebepleri, araçları da Allah’ın razı olacağı ve yardım edeceği esaslar üzerine bina eder. Kaldı ki demokrasi, İslam’a götürecek bir araç değildir. Bumerang gibidir. Düşmanına doğru ok atmış olsa dönecek kendini hedef alacaktır. Namlusu atıcının kendine doğru bakan bir silah olmayacağı gibi Demokrasi de İslam’a götüren bir araç olamaz, olmayacaktır. Demokratik usuller ile iktidara gelmiş hiçbir İslamî teşkilat ve İslam ülkesi yoktur.

3- Eylül 2010 Anayasa Referandumu Türkiye’de daha önce demokrasiye mesafeli duran Müslümanları da etkilemiştir. Sizce bunun sebepleri nelerdir?

Tabii belki zan olacak, ispatı mümkün olmayacak bir çıkarımdır. O yüzden bu konuyu ihtiyatla değerlendirmek gerekir. Bu konunun global, küresel yönlendirme ve uluslararası faaliyetler ile çok ciddi bağı olduğunu düşünüyorum. Çünkü BOP diye bir şey var ortada. Daha sonra bunu rafa kaldırdılar ve ılımlı İslam diye kendilerinin adını koydukları İslam’ı yeniden dizayn etmek onu ilahî vasfından çıkartıp Hıristiyanvari ahlak ve ibadete, bireysel ve vicdanî özelliklere hapseden bir beşerî din haline getirme çabaları var. İslam’ı demokrasi ile sentez gayretleri var. Eş-başkanlık diye ülke yöneticilerine tevdî edilen görevler var. Dolayısıyla ilk sebebin bu dış etkenler olduğunu düşünüyorum. Şu anki iktidarda bulunan Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül, Millî Görüş’ten ayrıldıklarında önce onlara İslamî bir devletin olmayacağı fikrini verip buna inandırdılar. Dolayısıyla şu anki iktidarın takiyye yaptığı düşüncesine kesinlikle katılmıyorum. Bunlar “Kur’an da İslam devleti diye bir şey yok, dolayısıyla biz bu devleti ıslah etmeliyiz ve böyle yaparsak İslamî görevlerimizi yapmış oluruz.”esasına inanıyorlar. Bu amelleri, dini tahrif etmeleri yönü ile çok vahim bir günahtır.

Oysa Kur’an bey’attan bahseder Allah’ın hükmü ile hükmetmekten bahseder. Adaletten bahseder. Şûra’dan bahseder. Ve ancak devletin uygulayacağı yüzlerce hüküm ayetinden bahseder. Rasul SallAllahu Aleyhi ve Sellem kendi kafasından mı bir devlet oluşturdu? Kur’an’ı biz Peygamber gibi mi algılayacağız, yoksa O’na bir filozof gibi mi bakacağız.

Sonra ikinci aşama olarak bizim mahallenin STK’ları (artık dernek ve vakıf demekten öte küçük birer parti görevini üstlenenler) inandırıldılar.

Konya’da yaşayan, Türkiye’de hemen herkes tarafından tanınan meşhur bir cemaat ve kanaat önderi ile bir ay kadar önce konuştuk. Dedim ki: “Bu düzen meşru mu gayri meşru mu?” Dedi ki: “Tabiî ki gayri meşru.” İkinci sorum: “Bu düzenin anayasası meşru mu gayri meşru mu?” Dedi ki: “Bu soru bile abes tabiî ki gayri meşru.” Son olarak dedim ki: “Gayri meşru düzenin gayri meşru Anayasasına oy vermek için sandığa gitmeyi, meşru olan bir umre ibadetinden daha faziletli demek meşru mu gayri meşru mu?” Cevap: “Türkiye geçiş dönemini yaşıyor. İslam düşmanları Müslümanların kazanımlarına göz dikmişler ve ellerinden almayı bekliyorlar.”

Halkın âlim olarak kabul ettiği bir şahıs, nasıl olur da, İslam dışı kabul edilen gayri meşru bir düzenin gayri meşru Anayasasına oy vermeyi meşru olan bir ibadetten daha faziletli sayabilir? Bundan daha feci bir cinayet olabilir mi? Buradaki çelişkiyi nasıl görmüyor? Görmüyorsa nasıl âlim ve önder kabul ediliyor. Delil sorsanız hiçbir delil yok maalesef. Keşke deseler ki: “Siz ayetleri yanlış anlıyorsunuz. Bu ayetler bu konu için delil olmaz. Biz şu ayetler ışığında demokrasiyi ve referandumu savunuyoruz.” O zaman ciddiye alırsınız. “Acaba biz mi yanlış yapıyoruz, doğru olan bunlar mı? dersiniz. Ama maalesef böyle bir şey yok. Sadece maslahat ve menfaat doğrultusunda bakışlar oluşuyor. Bu sadece Türkiye’de bir tek âlim ve kanaat önderinde olan düşünce değil, diğer birçoğu da aynı bu minvalde düşünüyor maalesef.

İşte Anayasa Referandumu meselesi hakkında, dış güçlerin etkisi ile beraber içerdeki bizim mahallenin STK, vakıf ve derneklerdeki savrulmalarının çokça etkisi var, diye düşünüyorum.

4- Demokrasi ve Cumhuriyet’e inanmayan Müslümanların “radikal” olarak nitelendirilmesini neye bağlıyorsunuz? Müslüman’ın “radikal”i ve “ılımlı”sı olur mu?

Bu yaklaşım kâfirlerin ve onlardan etkilenen tebaanın kadim bir tavrıdır. Peygambere de fikir ile karşı duramayanlar, onu bazı etiketlerle gözden düşürme gayretinde bulundular. Fikir olarak karşı duramayınca, yaftalamalar yaptılar. Radikal, eğer “köklere bağlı” demekse yanlış söylemiyorlar. Fakat bir insanın kabullenmediği bir sıfatı ona yüklemek hiç de insanî bir şey değildir. Müslüman’ın “radikali” ve “ılımlısı” olamaz. Bize bu ismi Allah vermiştir. Müslüman Müslüman’dır. Bunu tek ismimiz olarak kabul ederiz.

5- Bütün bu demokrasi ile ilgili söylediklerinizden sonra, -bazılarının da dediği gibi- böyle bir sistem içerisinde tevhidî bir yaşam mümkün müdür?

Cehennemde saray hayatı yaşamak ne kadar mümkünse bu da o kadar mümkündür. Yani küfür sisteminde İslam’ı yaşamak, batılın içinde hakkı yaşamak gibidir. Zaten devlette İslam yaşanmayınca, devletin bütün kurumları İslam’ın ahkâmına riayet etmeyip farklı bir uygulamayı hayata geçirince veya İslam’a tümüyle zıt düşman bir tavır takınınca, varılacak yer demokrasinin bile İslam’dan olduğu düşüncesi gibi tehlikeli uç düşüncelerdir. Bugün hukuka bakacak olursak; mahkemelerin hangi hükmü Kur’an’ın bir ayetine dayanır. Hâkim’in verdiği binlerce karardan bir tanesi bile “Kur’an’ın şu ayetine dayanıyor” denebilir mi? Eğitim sistemine bakalım, eğitime besmele ile başlamak İslamî bir görüntü vermek, en canlı gündem olan kızlarımızın dahi Allah’ın emri olan başörtülerini takarak eğitim alamıyor olmaları ve daha birçok sorun karşımıza çıkar. Ekonomiye bakalım, faize bulaşmadan ticaret yapabilmek mümkün mü? Kursağımıza inen lokmaya kadar faize bulaşmış bir ekonomi toplumunda nasıl tevhidi yaşayabileceğiz. Dolayısıyla sokağa çıkmanın bile Müslümanlar için zorlaştığı, şer-i hükümlere göre ticaret yapmanın, İslamî eğitim almanın yasaklandığı bir sistemde nasıl İslam’ı tevhidî anlamda yaşayabiliriz.

 Dolayısıyla İslam ancak devletinin olduğu, Kur’an’ın ahkâmının uygulandığı bir toplumda, tevhidî anlamda yaşanan bir İslam olmuş olur. Ancak bu demek değildir ki, bizler bütün farzlarımızı terk edelim ve dini hiç yaşamayalım. Her ortamda ferdin ve cemaatin sorumlu olduğu emir ve yasaklara uygun hareket etmeliyiz.

6- “Tevhidî bir yaşam, sadece Müslüman bireylerin kendi başlarına hayatlarında var edecekleri bir yaşam değil, toplumun bütününde hükümlerin tatbiki ile ancak gerçekleşir”diyebilir miyiz?

Tabiî ki deriz ve demek zorundayız. İslam toplum dinidir, cemaat dinidir, ümmet dinidir. İslam bizi birey olarak ele almaz. “Ey iman edenler” der. Hatta “Ey insanlar” diye hitap eder. Bizim bir ümmet olduğumuzu ifade eder. “Hep beraber Allah’ın ipine sarılmamızı”emreder. O yüzden birey olarak İslam’ı bir bütünde yaşamak mümkün değildir.

7- Son olarak, demokrasi batıl bir sistem ise, bugün Müslümanları kurtaracak hak sistem nedir? Hangi esaslara dayalı olması gerekir?

İslam bizim oturmamıza kalkmamıza, yememize içmemize, eşimize karşı nasıl davranmamıza bile hükmetmişken; devlete, devletle alakalı hükümlere hiç değinmemiş olsun, bu mümkün mü? Elbette İslam’ın kendine has bir sistemi, nizamı vardır. Bu Kur’an’da Bey’at, adalet, şura kavramları ile ve ilahî hükümlerle hükmetme ifadeleri ile simgelendirilen ve Allah Rasülü’nün Medine’de kurduğu devlet ile uygulama alanına dökülen bir sistemdir. Kur’an’ın ahkâmı ancak O’nun öngördüğü devlet sisteminde uygulanabilir. Nice hükümler ancak devlet ile devletin varlığı ile hayat bulabilir. Devlet olmadan kısası, hadleri nasıl uygularsınız? Devlet olmadan ahlaka nasıl çağırırsınız? İslam’ın her şeyi kendine hastır; devlet anlayışı da öyledir. Demokrasi ile cumhuriyet ile veya başka beşerî bir devlet anlayışı ile hiç mi hiç uyuşmaz.

En azından her Müslümanın, Müslümanların tek bir Halifelerinin olmasının gerekliliğine ve Müslümanların tek bir ümmet olmalarının gerekliliğine, Kur’an haber veriyor diye iman etmesi gerekir. “Bizim ümmetimiz tek bir ümmettir.” Bunu kabul etmeyen bir kimse mümin olur mu?

Düşünün dünyada iki milyara yakın Müslüman var. Bu iki milyara yakın Müslüman 50 küsur devlete bölünmüş. 50 küsur devletin tek devlet olduğunu düşünün. İki milyar insanın tek ümmet olduğunu düşünün. Bunların başlarında tek bir Halife olduğunu düşünün. ABD ne yapabilir, Avrupa Birliği ne halt edebilir? Yahudi varlığı “İsrail”in sesi mi çıkar? “İsrail”in orada esamesi mi kalır?

Peygamberin ibadet ve fillerindeki en ayrıntılara kadar Sünnetlerini alır da insanı bireyden devlete götüren Sünnetini almazsak, bu nasıl bir din anlayışı olur? Onun en önemli Sünneti olan ve diğer bütün fiillerin kendisine bağlı olduğu devletleştirme sürecini incelemek, ele almak ve benimsemek zorundayız.

Başımızda bir Halife olsa, bir Hilafet Devleti içinde yaşamış olsak, yeryüzünden fesadın silinmesinin önü açılmış olacak. Fitne ile mücadele başlamış olacak ve en önemlisi Allah’a hakkıyla kulluk görevimizi yerine getirmiş olacağız. Ve saadeti, asrımıza taşımış olacağız. Peygamberin kurduğu devlet ile ancak saadet bu asra taşınmış olur. O zaman Sahabe ile yarışmış oluruz. Bu saadet, bizi Ahiret saadetine götüren bir köprü olmuş olur.

Bu devletin prensipleri Kur’an’da vardır. Peygamber bunu uygulamıştır. Hulafa-i Raşidîn sadece Peygamberle sınırlı olmadığını göstermiştir. Dün uygulandı ise bugün de uygulanır.

Kur’an bize bu yükümlülüğü veriyorsa, bizim içinde yeniden böyle Hilafet sistemini ortaya koyabileceğimiz dinamikler söz konusudur. Yeter ki biz Rabbimize güvenelim. Yeter ki demokrasi gibi düşünce ve ideolojilerden vazgeçelim. Kur’an’a sarılalım. Yeniden Ümmet olalım. Sistemli şekilde Hilafet’i yeniden bütün dünyada hâkim kılmak için gerekli gayretleri sarf edelim.

8- Son olarak neler söylemek istersiniz?

Rabbimiz hepimize basiret ve feraset versin. Hakkı hak bilip ona uymak, batılı batıl bilip ondan uzak durma cesareti ve yeteneği versin. Herkesin savrulduğu, düzene entegre olduğu şöylesine zorlu bir yolda, Allah’ın Kitabı’na sarılıp, dinden hiç taviz vermeden İslam’ın esaslarının tümünü hayatımızda tatbik etmeye gayret eden Ashab’ın hayatını örnek alan şuurlu müminlerden eylesin.

KöklüDeğişim Dergisi’nin İslamî faaliyetlerinde batıllara karşı mücadelesinde güç ve kuvvet versin. Gerçekten hayatımızda ister birey, ister sosyal ister siyasal hayatımızda köklü bir değişimi nasip eylesin, İnşaAllah.

MAHMUT KAR-KÖKLÜ DEĞİŞİM

http://www.fikribeyan.net/2143_Ahmed-Kalkan-ile–Demokrasi–uzerine.html

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s