-HER KARANLIĞIN BAĞRINDA BİR FECR SAKLI- "İM JEDEN DUNKELHEİT VERSTECKT EİN SONNENAUFGANG "

KASİTİN, MARİKİN , NAKİSİN; ÜÇ ÇEPHEDE SAVAŞ

Mustafa Yılmaz/ISLAH HABER


10.04.2011 – 15:45

“Ölmek her şey değildir, zamanında ölmek gerekir.”

Sartre

Anatole de Monzie başkanlığında Fransız Ansiklopedistleri tarafından oluşturulan komite Fransız Ansiklopedisi’nin giriş yazısına şu tarihi cümleyi eklemişti; “Bugünkü nesli entelektüel şuuru muayene etmeye çağırıyoruz.”

Tarihin önemli dönemeçleri arasında saydığımız modern Batı Aydınlanması hem geleneğini hem de o gün mevcut düşünce dünyasını eleştiriye tabi tutarken, onu bir hastalıkla mamul sayarak bu işe girişiyordu. O günden bugüne kadar diyebilirim ki, aynı anomi hayatını devam ettiriyor. Çünkü yeni olan her şey bir yanıyla yıkıcı bir yanıyla yapıcıdır ve öyle de olmalıdır.

Yıkıcı değilse yeni olamaz ama yapıcı da değilse sadece bir anomidir. Batının ürettiği o akıl aynı anomiyi hali hazırda sürdürüyor. Tanrı öldü, kilise egemenliğine son verildi. Gerekli miydi? Elbette. Yerine ne kondu? Hümanizm, rasyonalizm, pozitivizm. Rousseau gibi cumhuriyetçiler, Diderot gibi mutlak monarşistler bir araya gelip yeni zamanların dilini ve düşüncesini kurdu. Dil yeni bir düzene kavuşturulmadıkça düşünce de yenileşemez diyordu, Diderot. Öyle de oldu. Maesefa bu dil çataldır. Beyaz adam çatal dillidir.

Kendisini dini hegamonyadan kurtarmaya çalışan Batı, insanlığa beşeri bir hegamonya armağan etti. Bizim “muhit-ül maarif”imiz Kur’an ve Resulullah’ın sünnetidir. Akıl bizim için bir köprüdür. Rasyonalite açısından beşer idrakini aşan her prensip reddedilmelidir!

Ne bahtiyarlık! Batının defter-i amali kanla yazılmış zulmün varakalarından ibarettir. Yaşadığımız günler Furkan günleri değil mi? Bir zamanlar Batı tarafından tanrılaştırılan oyuncaklar sefil paçavralar gibi tekmeleniyor. Batılı ağabeylerin sevgili yeğenleri son günlerini yaşıyor. Ortadoğu coğrafyası bir yanıyla kan gölü, bir yanıyla kandan deryalarda gemiler yüzüyor.

Savaşın sonu ne olacak sarhoş ve çılgın bir fecir mi? Yoksa şaşalı bir gurub mu? Harabeler üzerinde tevhidin, adaletin ve özgürlüğün ehramı mı yükselecek yoksa para, haset ve haz putları mı boy gösterecek?

Bugün ve bütün zamanlarda savaş üç güruhla ve üç güruha karşı yapıldı. Bunlar Doktor Şeriati’nin deyimiyle hem risaletin hem de kurtuluşun üç ezeli ve ebedi düşmanıdır. Bunlar kasıtin, marıkin ve nakisin gruplarıdır. Bunlar “hakikat düşmanları”, “hakikati tanımayan şuursuzlar” ve “hakikati bilen hainler”.

Savaş kızışmıştır. Kasıtin, marıkin ve nakisin grupları üç cepheden saldırıya geçmiştir. Bir yandan açık düşmana karşı savaşmak gerekliliği aciliyet arz ederken, diğer yandan şuursuz hakperestlere karşı savaşmak gerekiyor. Bu da yetmiyor. Hakkı tanıyan hainlerin tuzaklarını da boşa çıkarmak gerekiyor. Bunun için ideolojik bir zenginliğe, siyasal bir birlikteliğe ve sınıfsız bir sosyal dokuya ihtiyaç vardır. Her hangi bir ahlaki ucuzluğa düşmeden savaşımı sürdürme iddiasını canlı tutanlar savaşı kazanacaklardır.

Kasıtin grubu insanların özgürlüklerini satın almaya, onları mahkûm etmeye kalkan iradedir. Marıkin, bilinç ve şuur karşısında muhafazakârlığı bayraklaştırarak savaş açanlardır. Nakisin ise adalet şiarı karşısında ihanetlerini ortaya koyanlardır. Özgürlük, adalet ve bilinç bu üç cepheyi açtı ve onlara karşı savaşımı sürdürdü.

Özgürlüğe ipotek koymaya çalışan kılıçlara ve silahlara sabredenler zincirlere tahammül edemezler. Bilim, medeniyet ve kültüre karşı ideolojinin, imanın ve devrimin safında yer alanlar için tevhid tektir. Filozofun tevhidi, sufinin tevhidi, kelamcının tevhidi yoktur. Baltasını putların tepesine indiren İbrahim’in tevhidi vardır. Bu tevhid bize sığınmacı sözlerin ve eylemlerin zaid olduğunu ayan beyan gösteren adalet ve özgürlük yoludur.

Ortadoğu’nun direnen çocukları bir bayrağı yükseltiyor. Bu, direnişçilerin gözleri kapalı, kanlar içinde ve yaralı olarak yükselttikleri bayraktır. Gözlerini açtıklarında görecekleri bayrağın aynı bayrak olmasını istiyorlarsa bayrağın yükseldiği her metreyi iyice hesap etmeleri gerekiyor. Uğruna ölümlere gittikleri ölümün ucuz bir ölüm olmasını istemeyenler ufkun en uzak çizgisine gözlerini dikmelidirler.

Kendisini Kur’an’a ve sünneti Rasulullah’a nispet eden herkes bu üç cephede savaş vermek zorundadır. Batılı ve doğulu bütün Tiranlara, Firavunlara, Nemrutlara ve onların işbirlikçi rejimlerine karşı yani kasıtine karşı savaş kaçınılmazdır. Onlar hakkın düşmanları, şeytanın dostlarıdırlar. Onlar Wietnam’ın, Halepçe’nin, Newala Qasaba’nın, Gazze’nin, Hama’nın, Başbağlar’ın, Bağdat’ın, Kahire’nin, Mekke’nin, Bingazi’nin, Şam’ın elleri kanlı katilleridir.

Onlar kıst’ın yani adaletin düşmanı olan Kasıtin zümresidir. Adalete kasdetmiş zalimlerdir. Halkın haklarının ve özgürlüklerinin düşmanlarıdır. Zorba, mütecaviz ve diktatörlerdir. Cepheleri, çehreleri, tavırları, geçmişleri, sloganları tümüyle açık ve belirgindir. Halk da bunları tanır ve bilir. Bunlar halkın dış düşmanlarıdır. Bunlar Musa’nın savaştığı Firavun, Karun ve Belam Baur üçlü çetesiydi. Bunlar yerin dibine geçti fakat savaş bitmedi. Onların yerini yenileri aldı. Sezarlar, Brütüsler ve Papalar… İslam Peygamberi geldi… Kureyş aristokrasisi ile savaştı. İran, Mısır, Yemen ve Roma istibdatlarıyla, şairlerle, filozoflarla, ahbarla, azizlerle, keşişlerle savaştı. Onlar yenilince peygamberin halifesi olmaya soyundular.

Kayserler ve Kisralar peygamber sarığını başlarına geçirerek halife oldular, ahbarlar, keşişler imam ve fakih oldular, ellerini halifenin elleri üzerine koyarak zer, zor ve tezvire dayalı istibdat güçlerini tevil ettiler. Bunlar siyasal otoriteyi gaspeden zalimler, onların para babaları tüccarlar ve onların emrindeki din adamlarıydı. Siyaset, iktisat ve teoloji el ele vermiş tarih boyunca aziz İslam’a karşı savaş veriyordu. Savaş bitti mi? Hayır.

Bir diğer cephede boy gösteren şuursuz, mutaassıp, kötü düşünceli, düşmana zemin hazırlayan, garazkârların, münafıkların, sahtekârların oyuncağı, dinden, doğruluktan ve haktan sapmış, ücretsiz memurlar ve kinleri olmayan garazkârlardır. Bunlar daha önce dindar idiler ve hak cephesinde görünürlerdi. Bunlar Allah’ın Kehf Suresi 103-104. ayetlerde “güzel iş yaptıklarını zannettikleri halde, dünya hayatının peşinde tüm çabaları eğri ve çarpık olan kimseler” diye tarif ettiği hak yoldan sapmış, doğru yoldan yüz çevirmişmarıkin grubudur. Bunları yaşadığımız yüzyılda çok gördük. Bunlar cemiyetin içerisinde dolaşırlar, bizimle aynı kahvehanelerde otururlar, çeşitli makamları işgal ederler, öyle ki bazen bize nasihat etmeye kalkarlar. Yaptıkları işleri kendilerini oyalayan bu kimseler, kimliklerini ve kişiliklerini kaybetmiş zavallılardır. Bunlar dünya istikbarının gönüllü savaşçıları olmuşlardır.

Üçüncü cephede savaşımın muhatapları ise dostlarını, dava arkadaşlarını, inanç kardeşlerini yarı yolda bırakan, ucuz dünya karşılığında onları satan, düşmanın eline tutuşturduğu paslı hançerlerle onları arkadan hançerleyen nakisin grubudur. Bunlar ucuz cennet yolcularıdır. Zalimlerin sofralarının kırıntılarını afiyetle yiyen kurtçuklardır.

Hainler, ajanlar, işbirlikçilerdir. Zaman zaman ahlaki mazeretler öne sürerler. Zaman zaman sessizce sıvışıp giderler. Gücün köleleri ve paranın kulcuklarıdır. Cahil ve mutaassıp kimselerdir. İnançları zayıf şuursuzlardır. Kufe’ye Hüseyin’i çağıranlar bunlardır. Malik bin Eşter’in kumandasındayken aniden saf değiştirip Muaviye’nin safında Ali’ye karşı savaşanlar bunlardır. Kınayıcıların kınamasından korkarak İslami şiarları gizleyenler bunlardır. Mızrakların ucuna Kur’an’ı takanlar bunlardır. Bu cephe çok yüzlüdür. Hep ayrı sebeple, ayrı bir mazeretle savaş meydanından kaçan, kaçarken dava arkadaşlarını düşmana gammazlayanlar bunlardır.

Bu üç grup el ele vermiş, İslam’a karşı küfrün, sömürünün, şirkin, zulmün, istikbarın, istiğnanın zaferi için savaşmaktadır. Dünyanın ezilen Müslüman ve Müslüman olmayan halkları bu üçlü çeteyi iyi tanımalıdır. Bunlar, hakikatleri geçersiz kılmak için o hakikati söz konusu edebilir ve o hakikate meyledebilirler. İdeolojiyi ve sorumluluğu ortadan kaldırmak için bilim ve kültüre vurgu yapabilirler. İsmet’e karşı hizmet’i öne çıkarabilirler.

Hakikatin tahrifi için şiarları süslü ve puslu hale getirerek abartının aldatıcılığı ile göz boyamaya kalkabilirler. Takvayı ortadan kaldırmak için terakki teranesini dinletmeye kalkabilirler. Siretleri unutturmak için suretleri öne çıkarırlar ve manayı şekle kurban ederler. Toplumsal sorumluluğun zayıflatılması ve mahkûm edilmesi için saptırıcı bir hile olarak bireysel ahlakı öne çıkarırlar. Nihayet bunlar hiçbir şey söylememek için çok şey söylerler.

Şimdi dünyanın ve Orta Doğunun halkları bu üç gruba karşı savaşmaktadırlar. Diktatörlere, satılmışlara ve hainlere karşı. Savaş açıktır ve sorgulanma kabul etmeyecek kadar saftır. Hedef saptırmaya kalkanlar karşısında uyanık olmak gerekir.

Peygamber Aleyhisselam, Tebük savaşına çıkarken bütün gücünü seferber etmek için çok uğraşıyordu. Rumlarla yapılacak bu ilk savaşı peygamber çok önemsiyordu. Zahidane kılıklı birisi gelerek şöyle dedi: “Efendim ben savaşa katılamayacağım”. Peygamber sebebini sordu. O şöyle cevap verdi: “Ben açıkça itiraf ediyorum ki, beyaz tenli ve mavi gözlü Rum kızları karşısında dayanamam, beni muaf tutun bırakın dinimi koruyayım”. Görüleceği üzere adam doğru bir ipe tutunuyor. Bir hakikati başka bir hakikatle karşı karşıya getiriyor. Cihada karşı ahlak! Kendisini sakındırıyor ve “Sizin gönlünüz sağlam ama ben zayıfım, siz gidin savaşın ben Medine’de kalayım” diyor. O, toplumsal sorumluluktan kaçınmak için bu yola başvuruyor ve cihadı kendisinden sakıt kılmak için ahlaka sığınıyor. Peygamber bu pis hilekârın davranışından o kadar iğreniyor ve onu o kadar hakir görüyor ki, onu azarlamak veya savaşa razı etmek bir yana adeta ona; “Kal ve sahte dinini koru ki sahte takvanın kötü kokusu mücahitlere bulaşmasın” dercesine ondan yüz çevirip susuyor.

Halkın savaştığı hak meydanında, Furkan gününde olmadıktan sonra nerede olursan ol. İster içki sofrasında otur ister namaza dur, ne fark eder. Bugün savaş bu üç zümre iledir. Savaş kızışmıştır. Halka karşı hakkın düşmanları, haktan dönenler ve hakkın şuursuz sevdalıları el ele vermiştir. Hakikati tahrip etmek için ona saldırmaktadırlar. Saldırının sonuç vermediğini gördüklerinde onu sahiplenerek savunmaya kalkmaktadırlar.

Mısır budur, Tunus budur, Yemen budur, Libya budur, Bahreyn budur.

Üç tarihsel zümrenin temsilcileri bugün sahnededir ve oyun yeniden oynanmaktadır. Oyun ki ne oyun!


 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s