-HER KARANLIĞIN BAĞRINDA BİR FECR SAKLI- "İM JEDEN DUNKELHEİT VERSTECKT EİN SONNENAUFGANG "

“KADIN ORADAYDI- HZ.AİŞE 6. BÖLÜM “GERDANLIK”

Medine’nin havası suyu tatlanmıştı.

Toprak yeşermeye başlamıştı.

Darlık bitmiş, genişlik; zorluk bitmiş, kolaylık gelmişti.

Ensar ve muhacir birbirine alışmıştı.

Peygamber’inselamı Medine’yi kuşatmıştı.

Medine ve civarına esenlik yayılmıştı.

Müslümanlara güven gelmişti.

Seferlerden, gazvelerden sevinç ve zaferlerle dönülüyordu.

Fakat hesaplan Müslümanların hesaplarını tutmayan,

Müslümanlarla işbirliği yapar göründüğü halde içten

içe hınç biriktirmiş kişiler vardı.Su yüzüne çıkacak

cesareti olmayan bu adamlar, Müslümanları can evinden

vurmak, itibarlarını  zedelemek için firsat kolluyordu.

Ayşe birgün kardeşi Esma’da bir gerdanlık gördü.

Yemen akiğinden bir gerdanlık.

Ateş rengi gerdanlığı hevesle boynuna taktı.

Çok beğenmişti bu gerdanlığı. Gerdanlık Ayşe’de kaldı.

Neşeyle gerdanlığı Peygambere de gösterdi. Bu arada

gerçekleşecek Müstalik Gazvesine Peygamber’le birlikte

katılacağı müjdesini aldı.

Ayakları yerden kesildi. Peygamber’le günlerce birlikte o

kimseyle paylaşmadan uzun uzun konuşmak…

Bunları hayal ede ede hazırlandı. Gerdanlık boynunda kaldı.

Yolculuk boyunca Ayşe, Peygamber’e yakın olmanın,

gece olunca yıldızların altında mahfesinin yanına devesini

yaklaştıran  Peygamberle sohbet etmenin eşsiz|ezzetini yaşadı.

O mübarek dudaklardan güzel sözler işitti.

Peygamber’e dinlemekten hoşlandığı hikayeler söyledi:

“Bir zamanlar onbir kadın bir yerde oturmuşlar,

kocalarının hâl ve şanından birşey saklamayıp

birbirlerine bildireceklerine dair aralarında sözleşmişler

Kadınlar sıra ile kocaları hakkında şunları demişler:

Birinci kadın: Benim kocam taşlık bir dağ başındaki  sert

bir devenin etidir. Kolay değil ki çıkılasın,

semiz değil ki götürülsün.

ikinci kadın: Kocamın halini açıklayamam. Korkarım ki

onları birşey bırakmadan sayabileyim. Çünkü onun fenalıklarını

sayacak olursam; gizli, aşikar her halini söylemek zorundayım.

Bu ise imkanszdır.” diye başlayarak devam eden

On bir Kadın Kıssası’nı anlattı. Peygamber çok keyiflendi.

Herşey öyle iyiydi ki Ayşe, dünyanın en bahtiyar insanının kendisi

olduğunu düşündü.

Gazve dönüşü konaklama yerinde gerdanlığının düştüğünü

fark etti. Emanet olan gerdanhğı telaşla aramaya koyuldu.

Bu arada farkında olmadan ordugahtan uzaklaştı.

Bir akşam üstüydü. Gerdanlığı bulması karanlıkta taneleri bulup

toplaması kadar uzun sürdü.

Kafilenin kendisini beklediğini düşünüyordu.

Geri döndüğünde vakit çok ilerlemiş ve kafile yokluğunu

fark etmeyip hareket etmişti. İçine kocaman bir acı çöreklendi,

kendisine kızdı, söylendi; ama yapabileceği tek şey,

olduğu yerde kalmak, dönüp kendisini almalarını beklemekti.

Beklerken yorgun ve ağlamaklı gözleri kapandı, uykuya daldı.

Askerlerden Safvan b. Muattal’ın görevi kamp yerlerini

konrol etmekti. En son kamp verine vardığında Ayşe’yi

orada uyuyakalmış buldu.

Onu nazikçe uyandırıp kendi devesine bindirdi.

Safvan yola yaya devam etti.

Kafileye ancak kuşluk sıcağında bir mola vaktinde ulaşabildiler.

Ayşe güzel bir yolculuğun sonundaki bu tatsız olaya çok

üzüldü.

Yol nazik bünyesini iki kat dahafazla yıprattı.

Evedöndüğünde gücü bitmişti. Hastalanıp yatağa düştü.

Günlerce inleyerek yattı. Gözlerini açamadı. Yaşadığı korku,

rüyalarına girdi, içindeki sıkıntıyı ne ateş ne ter dışarı attı.

Gözünü açar gibi olduğu anlarda ,

başucunda gözleri Peygamber’i aradı,

fakat bulamayınca çaresiz başı yastığa tekrar düştü.

Ayşe her zaman  üzerine titreyen sevgili eşindeki soğukluğu

kalbi yanarak hissetti.

Birşeyler olduğunu,

hem de doğrudan kendini hedef alan birşey olduğunu sezdi.

Peygamber’den izin isteyerek kırık kalbini, hasta bedenini

annesine taşıdı.

Tam toparlanmak üzere olduğu günlerde misafiri olan

Ümmü Mistah’tan tesadüfen kendisi ve safvan b. Muattal

hakkında çirkin söylentiler çıktığını öğrendi.

Dünya başına yıkıldı. Günlerce ağladı.

Ağlamaktan neredeyse ciğerleri parçalanacaktı. Tekrar hastalandı.

Bu arada Peygamber, yemekten içmekten kesilmiş, kederden

bitap düşmüştü. Uzunca süre fisıltılara kulak tıkamış, susmuştu.

Fakat dedikodular alıp yürüyünce bir hutbe esnasında

ailesi hakkında konuşulanlardan duyduğu üzüntüyü

cemaatle paylaştı. Herkes birbirini suçlamaya başladı,

ortalık karıştı.

Peygamber olayları güçlükle yatıştırdı.

Yakınlarıyla birebir istişare etmeye karar verdi.

Eşi Zeynep bint Cahş’a ardından Üsame’ye

ne düşündüklerini sordu. Onlar, Ayşe’yle ilgili hayırdan

başka birşey bilmediklerini söylediler. Hazreti Ali’ye sordu. Ali;

“Hizmetçisine sor insanı en iyi hizmetçisi bilir.” dedi. Peygamber

Ayşe’nin hizmetçisi Berire’ye de aynı şekilde fikrini sordu.

Bir anne kızı için ne hissederse Berire de Ayşe hakkında aynını

hissediyordu. Onun masumiyeti kadar doğal birşey olamazdı;

“O, evinde hamurunu yoğururken uyuyakalan ve

hamuru kuzuya yediren gencecik bir kadındır.” dedi.

Peygamber’in Ayşe’nin masumiyetinden şüphesi yoktu.

Ancak bunun kendisine vahiy yoluyla bildirileceğini

ümit ediyordu.

Bu gerçekleşmeyince endişesi artmış, nasıl davranması

gerektiğini kestirememişti.

Peygamberliğin üzerine böyle bir leke düşmemeliydi.

Peygamber özel hayatını, nefsini değil,Peygamberliğini,

mesajını, Müslümanları bu töhmetten kurtarmak için çırpınıyordu.

Peygamber, sonunda bu konunun yanlız Ayşe’yle

bitiriebileceğine karar verdi.

Ayşe’yi bu çirkin olayla yüzleştirmek ve

son sözü onun söylemesine müsaade etmek gerekti.

Bunu Ayşe’ye teklif etmek çok zordu, ancak olayın,

açık seçik çözülmesi üstü örtük bırakılmaması şarttı.

Gittiğinde Ayşe’yi yine gözyaşlarına boğulmuş buldu.

Ayşe Peygamber’in masumiyetini anladığını,

bunu açıklamaya geldiğini düşündü önce.

Ancak Peygamber mesafeli bir sesle:

“Bir günah işledinse tövbe et,

Cenab-ı Hakk tövbeleri kabul eder_

Günah işlemedinse Cenab-ı Hak senin temiz ve iffetli

olduğuna şehadet edecektir.”

deyince Ayşe Peygamber’in kalbinin yatışmadığını

anladı.

Ayaklarının altından yer kaydı.

Bir boşluğa hızla düşmeye başladı. Gözleri bir destek aradı.

Tutunmak istedi bir yere.

Anne babası yerinden kalksın ve; “Hayır biz kızımızın

iffetine kefiliz.” desinler istedi. Anne ve babasının yüzlerine

baktı. Göz göze gelemedi, başlarını öne eğmiş öylece kalmışlardı.

Ezilmiş, oracıkta kaybolmak istemişlerdi adeta.

Bu hali görünce Ayşe silkindi, Ağlamayı bıraktı, Kalbini

masumiyetin verdiği huzur doldurdu.

Olayların başından beri ilk defa soğuk kanlı bir şekilde

düşünmeye başladı. Şuuru açıldı.

Mahkeme sonuçlanmış son söz söylenmişti.

Kendini temizlemeye çalışmak, günahsızlığı üzerine yeminler etmek

beyhudeydi.

Günahsız olduğu halde kendini günahkar gösterse,

Herkes  buna inanacak, günahsız olduğunu söylese kimse

inanmayacaktı, bunu biliyordu.

Mahkemeyi bir üst mahkemeye havale etmekten başka çare yoktu.

Başını büyük bir vakarla kaldırdı meydan okuyucu

ama kırgın bir sesle:

“Yusuf’un babası gibi; artık bana düşen hakkıyla sabretmektir.

Anlattığınız karşısında bana yardım edecek olan ancak Allah’tır.” dedi.

Peygamber sarsılmıştı.

Hiçbir şey söylemeden bir müddet Öylece kaldı.

Aradan fazla zaman geçmemişti ki Ayşe Peygambere

çok iyi bildiği vahiy halinin geldiğini fark etti.

Başının altına bir yastık konuldu, yüzü örtüldü.

Ayşede ne bir korku ne endişe işareti vardı. Olanları önemsemiyor

gibiydi.

Anne ve babasının  ise korkudan nefesleri kesilmişti.

Ayşe’ye olan güvenlerine rağmen ,

Allah’tan aksi bir işaret gelmesinden çok korkmuşlardı.

Vahiy kesildiğinde Ayşe, soğuk birgün olmasına rağmen

Peygamber’in alnından inci taneleri gibi terler döküldüğünü gördü.

O terlerle birlikte Peygamber’in üzerinden büyük sıkıntılar da döküldü.

Bir taraftan terini silerken;

‘Ayşe müjde Allah senin beratını indirdi.” Dedi

ve Ayşe hakkında indirilen ayetleri gür bir sesle okumaya başladı:

“..,Siz bu iftirayı dilden dile birbirinize aktarıyor hakkında

bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızda geveleyip duruyordunuz.

Bunun önemsiz olduğunu sanıyorsunuz. Halbuki bu

Allah katında büyük (suç)tur.

Onu duyduğunuzda; ‘Bunu konuşup yaymanıız bize yakışmaz.

Haşa! Bu çok büyük bir iftiradır demeli değil miydiniz?

Eğer inanmış insanlarsanız Allah bir daha buna benzer tutumu

tekrarlamaktan sizi sakındırıp uyarır”


(hatırlatma bu hususla ilgili inen bütün ayet mealllerini Nur suresinin onuncu ayetinden yirminci ayetine kadar okumanızı tavsiye ederiz.)

Ayşe suskun ve vakurdu hâlâ , herhangi bir sevinç işareti

yoktu halinde.

Anne ve babası ise böyle bir lütfun kendileriııe

bahşedilmesinin sarhoşluğu içindeydi. Ayşe’deki umursamaz

edanın Peygamber’e saygısızlık olacağı endişesiyle Ayşe’yi

uyardılar. Peygamber’in yanına git, ona teşekkürlerini bildir

dediler. Ayşe tavrını değiştirmeden bunu asla yapmayacağını

yalnız Cenab-ı Hakka şükredeceğini, başka da hiç kimseye

minneti olmadığını Peygamber’in ve orada bulunanların

duyacağı bir şekilde ilan etti.

6.BÖLÜMÜN SONU

“Kadın Oradaydı vahiy sürecinde Kadın Rolleri”

Elest Yayınların’dan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s