-HER KARANLIĞIN BAĞRINDA BİR FECR SAKLI- "İM JEDEN DUNKELHEİT VERSTECKT EİN SONNENAUFGANG "

En Son

Var Mısınız ?

Başörtüsü sorunu çözüldü diye bayrak indirenler…!
Günahı sadece başörtüden ibaret zannedenler…!
Örtünün modernist teberrüce dönüşmesine kör kesilenler…….!!!
Örtünün mücadelesi kadar, şu topraklarda devlet eliyle pazarlanabilir kimliği verilen namuslara da ses çıkarmaya var mısınız ???

Reklamlar

FACEBOOK DÜŞÜNCEDEN ELİNİ ÇEK!!!

SEVGİLİ KARDEŞLER
” FECRE YÜRÜ ” HESABIMA FACEBOOK TARAFINDAN TEKRAR EL KONULMUŞTUR

DEMOKRASİ PUTU, ZAMAN ZAMAN KENDİ ÖZGÜR DÜŞÜNCE PUTUNU BÖYLE YİYEBİLYOR İŞTE !

SAYFAMIZA HERGÜN ONLARCA İSTEK GELMESİNE VE KİŞİKERİ KAYIT ETMEMİZE RAĞMEN SİSTEM TARAFINDAN SİLİNİYORDU.

BİR KİŞİ BU KADAR YÜREKLERİNDE YER BULUYORSA ELHAMDULİLLAH DİYORUM.

BU BAĞLAMDA ASIL HESABIMI GERİ ALMA İŞLEMİ DEVAM EDİYOR.

BU HESABI YEDEK OLARAK AÇTIM

https://www.facebook.com/sema.yildirimozkaya

FARKLI BİR HESABIM YOKTUR .
BU SÜREÇTE,SÜRECİ İSTİSMAR ETMEK İSTEYENLER OLABİLİR.

SELAM VE DUA İLE

Sema Yıldırım Özkaya

Ebubekir Sifil Ve Caner Taslaman Münazarası


Değerli kardeşlerim .

Yaramız bir değil bin yerden kanarken , Mescid-i Aksa’nın şerefli sorumluluğu bizi kuşatmışken bugün bu meseleler mi konuşulmalıydı??? Ayrı bir konu !

Fakat batıl,cehaletle örtülmüş fikirlerini din gibi pazarlarken de susulmamalıydı !

Taslaman -okuyan-islamoğlu üçlüsü her dem ve fırsatta fırsatları kaçırmazken,işin ehli de elbette susmamalıydı.

Münazara ilgili Taslaman Bey’in her bir cünlesini ayrı ayrı yorumlamak yazmak isterdim zira gerçekten bu seviyede bir cehalet ile bu münazaraya çıkmaması en doğru olandı.

Özet olarak belirtmek isterim ki;

İŞTE EVET Kur’an-ı herkes okur değil  “anlar” mantığı ile yola çıkınca bu münazarada şahısların, mantıklarının ölçüsünü nasıl din olarak sunabildiğini gördük.

Nakli değil ,aklı temel referans kabul eden şu  klişeli cümle nasılda modern zihnin arızî hastalığını ortaya koyuyor !

(Okuduklarım duyduklarım öğrendiğim kadar kabımın ölçüsü) Kur’an’a,mantığıma ve fıtrata aykırı değilse ben ancak o aktarımı  din olarak kabul edebilirim alırım!” iddiası .

yani tekrar cümlenin  şerhinde  şu vurgu yapılmak isteniyor !

-“BENİM ! Kur’an anlayışım,

benim mantığım, 

benim fıtrat anlayışım  uygun görürse o nakili din olarak alırım.”

Bunu söyleyen maalesef bir oryantalist değil,

ekranlardan düşmemeyi kendine vazife edinmiş bir  “Felsefe !!!” profesörü olan Taslaman Bey !

Yani bu şu demektir !
Ey köylüsüyle,işçisiyle,

profuyla bu millet,

Kur’an-ı okuyun okudukça bu üç esası temel  alarak ,

(Dini anlamada esaslar sunuyor) dini yorumlar yaşarsınız !

Yani kapatın medreseleri ilim yuvalarını alimi ulemayı boşverin ,hele de Ebu Davud kimmiş,Tirmizi kimmiş ..,

hani Kur’an mübindir açın okuyun kitabı anlar sağlıklı bşr şekilde yorumlar yaşarsınız !” 

İşte bu ifadelerin çıkacağı  şer kapısı budur

Felsefenin değil ,İslam-i İlimlerin metodolojisini, nakli ve naklin aktarım sorumluluğunu  bilmeyen kişiler bilemli ki;

Hadis’lerin;

mürsel’iyle, müsned’iyle, müsnedi muttasılı ile,

münkat’ı ile mevsul’u ile,

mütevatir’i ile,meşhur’u ile,

mevkuf’u ile , sahih’ile

ahad’ı ile ,muallak’ı ile, 

kudsi’si ile kavi’si ile ,

Hadisin nasih’ile mensuh’u ile,  

âmm’ile , hasen’ile,

maktu’su ile , şazı’ile

garibi’ile ,zayıf’ile

Hadisi muhkem’ile

Hadis-i müteşabih’i ile 

Hadis-i munfasıl’ı ile

Hadis-i müstefid’i ile

Hadis-i muddarib’i ile ,

Hadis-i merdud’u ile

Hadis-i müfterisi ile ,Eseri ile, Hadis-i mevdusu ile

NAKİL YAPMAK NAKLİN EMANET SORUMLULUĞUDUR .

Bu temel öğretiyi bilmeyen bir kişinin hadis üzerine münazara arzusu önce kendi haddini bilmemektir.

Ve özetle;

Ve özellikle Hadisler üzerindeki münazarasında; ilmi birikimiyle ,vakur duruşuyla, konulmasıyla ve özellikle bu kadar  cahilce, birikimsiz sağdan soldan toplama cümlelerle “Hadis” Kadar önemli bir değerimizi tartışmaya gelip okuduğu bir ibareyi dahi tercüme edemeyen,

ilmi ,okuduğu latince cümleler ve tercümelerden ibaret sanan,

ilmi münazarayı masaya deve sidiği ve fare zehiri koyarak haklı çıkacağını düşünen, Taslaman Bey’e sabretme olgunluğunu gösterebildiği için

Ebubekir Sifil Hoca’ya  ayriyeten teşekkür ederim.

Selam ve Dua ile

Sema Yıldırım Özkaya

Facebook/ Fecre Yürü

Sana Yetimleri Sorarlar !

Babasız kalan bir çocuğun adıydı yetim.

Kimsesiz, yardıma ve himayeye muhtaç olan.

Eşi benzeri olmayan inciden aldı adını;taşlar arasında benzersiz olan, çocuklar arasında biricik ve tek başına kalana, kendi adı unutulana ad oldu.

Kimi, adı kaza, adı hastalık, göçük ya da deprem olan bir ecelle babasız kaldığını öğrendi; kimi de bir yangın yerinin tam ortasında, savaşta yitirdiği babasının şehadet haberini aldı.

“Bir kutsal emanet yetim bebekler,

Hüzün bir dağ gibi büyür içimde,

Aşkın bedelini öder şehitler,

O’ndan gelen O’na kavuşur gider.”

Zahirde bir babadan mahrum kalsalar da kimsesiz olmadılar hiçbir zaman.

“Kimsesiz hiç kimse yok,

Herkesin var bir kimsesi.

Kimsesiz kaldım,

Yetiş ey Kimsesizler Kimsesi!”diye hal diliyle yakaran yetimlere de yetişti O’nun (s.a.s) müjdeci sesi:

“Ben ve yetime bakan kimse cennette şöyle yan yanayız.”(Ebu Dâvud, Edeb 131)

Derdi, hedefi ve gayreti yetime destek olanların yerinin;kendisine en yakın mevkide, cennetin en gözde yeri olacağını söyledi.

Yetime yakınlık Rabbe yakınlık, Peygamber’e yakınlıktı ve bir yetim kadar yakındı cennet.

Yetimlere de rahmet olarak gönderilen, ‘Abdülmuttalip’in Yetimi’ olarak anılan Son Nebi, İlahi himayenin tüm beşeri himayelerin üstünde olduğunun apaçık şahidiydi.

“Seni yetim bulup barındırmadık mı?”(Duha, 6) ayetinin muhatabıydı. Bakan Allah’tı, baktıran Allah, barındıran Allah(c.c).

Hayrın ve bereketin kaynağıydı yetimler.

Onlara uzanan ele ateş dokunmaz, onlarıbarındıran ev bereketten mahrum kalmazdı,onlar için koşturanda sevaptan… Ömür bile bereketlenirdi yetimlerle, şairin deyişiyle:“Yetimsevindirenin ömrü uzun olur.”du. (Safahat, Bayram)

Yüreklerde en nadide yer yetimlere aitti, öyle de olmalıydı; her çocuğun anne babasıyla birlikte yaşadığı hayatı, tek başına yaşamak durumunda kalan çocuklar, biricik ve benzersiz olarak görülmeliydi ve onlara gösterilecek ilgi,öz evlatlara gösterilen gibi hatta daha özel olmalıydı; zira yetimler İslam’ın has evlatlarıydı.

Tüm insanlardan alınan bir sözle korundu yetimler.

“…Başkasına kulluk etmeyin, ana-babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzelce konuşun, namazı kılın, zekâtı verin.” diye bir söz almıştı Rabbimiz. (Bakara, 83)

Ahde vefa göstermek, mü’mine has bir şiardı. Allah’a verilen sözde sadık olmanın ispatı dainfak ehli olmak ve yetimlere iyilik yapmaktı.

Yokluk ve açlık gününde bir yetimi doyurmakla aşılırdı engeller, akabelerden geçilirdi.

“O (zor geçit/akabe) bir köle ve esir âzad etmek yahut açlık gününde yakını olan bir yetimi yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır.”(Beled,8-16)

Karnı doyan bir yetimin tebessümü, cennetin kapılarını açan anahtar olurdu.

“Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.”(İnsan 8)

Karşılık beklemeden yapılan tüm iyiliklerin tek bir amacı vardı: Rıza-ı İlahi. “Biz sizi Allah rızası için doyuruyoruz; sizden ne bir karşılık ne de bir teşekkür bekliyoruz. Biz, çetin ve belâlı bir günde Rabbimiz’ (in azabını görmek) den korkarız (derler). ” (İnsan 9-12)

Yetime kötü davranmak ise, dini yalanlamakla eş tutuldu ya da bu tutum, insanın Allah’la arasının açık olduğunun göstergesi sayıldı.

“Dini yalanlayanı gördün mü? Yetimi itip kakan, yoksulu doyurmaya yanaşmayan işte odur.”(Mâun, 1-3)

İyilik yapmamak bir yana, yapana mani olmak da şiddetle kınandı.

“Küçücük bir hayrı dahi engelleyene yazıklar olsun!”(Maun,7)

Dahası bu tutum, nifakın da bir belirtisi olarak kayda geçti.

“Siz yetime iyilik etmezsiniz.” (Fecr,17)

Yetimin ahından da sakınmak gerekti. Öyle demişti şair:

“Yetimin ahını yağmur duası zannetme!

O sayha ra’d-ı kazadır ki gönderir ademe!.”(Safahat, Kocakarı ile Ömer)

 

“O halde yetime gelince; ona sakın kahretme / kötü davranma!” (Duha, 9)

 

“Birr”e ulaşmanın,erdemli, muttaki ve sadık olmanın şartlarından biriydi yetimlere yapılan iyilik. En sevdiğinden vermek esastı: “(Birr) Yakınlarına, yetimlere, düşkünlere, yolculara, yoksullara ve kölelere sevdiği mallardan vermektir.”(Bakara,177)

Yetimlere yapılacak iyi muamele, onlara yapılacak maddi yardımların sistematik hale getirilmesiyle devam etti.

Ayetler indi yetimler hakkında, mallardan yetime de pay ayrılacaktı;ganimetten, mirastan, fethedilen yerlerden ve nafakalardan yetime aktarılanlarla bereket indi yeryüzüne, toplum huzura erdi.(Enfal,41- Nisa 8- Haşr,7-Bakara,215)

Yetimin kendine ait olan malı da ilahi koruma altındaydı ve bunun ihlali şiddetli azaba müstehak olmak demekti.

“Yetimlerin mallarını haksızca yiyenler, şüphesiz karınlarında ateş yerler ve yarın çılgın ateşe yaslanırlar.” (Nisa,10)

Yetimin malına nasıl yaklaşılacağı “en güzel şekilde” koruma, artırma ve zamanında teslim etme şartlarına bağlandı.  (Nisa,6)

“Yetimin malına, rüşdüne erinceye kadar, o en güzel olandan başka sûrette yaklaşmayın.”(İsra,35)

Ailenin bir evladı gibi ya da bir kardeş olarak değer gördü yetimler, imanlı insanların dünyasında:

Sana yetimleri sorarlar. De ki: Onların durumlarını düzeltmek ve onları iyi yetiştirmek (yüzüstü bırakmaktan) daha hayırlıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsanız (unutmayın ki) onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah düzeltenden bozanı ayırt etmesini bilir…”(Bakara,220)

Yetimleri ailelerinden saymaktan ve mallarına bakmaktan çekinenlerin yanlış davranışları üzerine bu ayet nazil olmuştu.

Her ailenin bir yetim evladı, her topluluğun bir yetim kardeşi olsun için uğraşıldı tarih boyunca, yetimhaneler, Daru’l-Eytamlar açmak şerefine nail olan vakıflar aracılığıyla. 

Ayetleri kendinde ete kemiğe büründüren, bizzat yaşayarak gösteren Peygamberimiz (s.a.s)’in örnekliği yetimlerin toplumdaki yerinin nasıl olması gerektiğini ortaya koymaktaydı.

Efendimiz (s.a.s) yetimlere yardım için koşturmakla elde edilecek sevabın, mücahitler ve sürekli ibadet halinde olanların kazanacağına denk olduğunu müjdeledi:

“Dul ve yetimlerin ihtiyacına koşan; Allah yolunda cihad edenlerle, gündüzün oruç tutup, geceyi ibadetle geçiren gibidir.” (Neseî, Zekât, C 5, S 86-87)

Evlerin en güzelini, içerisinde yetim barındırılan ev olarak tanımladı:

“Müslümanlar arasında en hayırlı ev, içerisinde yetim olan ve yetime de iyi muamele yapılan evdir. En kötü ev de, içinde yetim bulunup da ona kötü muamele yapılan evdir.” (İbnMace, Edeb, 6)

Sofrasında yetime yer açmanın, bir yetimle ekmeğini paylaşmanın günahlardan arınmaya ve berekete vesile olacağını bildirdi:

“Kim Müslümanlar arasından bir yetim alarak yiyecek ve içeceğine dâhil ederse, affedilmez bir günah (şirk) işlememişse, Allah onu mutlaka cennete koyacaktır.”          (Tirmizî, Birr, 14)

Peygamberimizin ashabına yönelttiği soru, asırlar boyu mü’min gönüllerde cevabını aradı:

“Bugün içinizden bir yetim başı okşayan, bir cenaze teşyi eden ve hasta ziyaret eden var mı?”(Taberânî, Sâhibu’l-Câmî, 80)

Her yetim bir müjdenin habercisi oldu. Bir yetimin başını okşayan ellerin sahibi, onun saç telleri adedince sevaba nail olacaktı.

“Bir kimse sırf Allah rızası için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap vardır.” (Ahmet İbnHanbel, Müsned, V, 250)

Kalp katılığının dermanı, yetim başı okşamaktaydı.

Kalbi katılaşmış bir adama sormuştu Nebi (s.a.s)“Hayatında hiç yetim başı okşadın mı?”(İbnHanbel, II, 387)

Yetime uzanan ele, ateş değmeyeceğini müjdelemişti.Yetime uzanan merhamet eli, Allah’ın merhametiyle ateşten korunacak, bir yetimin yüzündeki tebessüm, tüm dünyanın yüzünü güldürecekti.

Yetimleri çoğalan bir dünyada yetime yürek veren, el veren, kol kanat geren olmak gerekti. Yetim Peygamber’in mübarek ellerinden tutmak için yetimin elinden tutmak gerekti.

Kimsenin kimseye fayda vermediği, her ferdin yalnız, kimsesiz, tek başına kaldığı ve yardıma muhtaç olduğu o zorlu günde yetimden de sorulacaktı.

 

***

 

Ellerimiz…

Bir yetimin başını okşadı mı, kalbimizin katılığına şifa bulmak için?

Ayaklarımız…

Bir yetimin ihtiyacını karşılamak, sıkıntısını gidermek için koştu mu?

Yüzlerimiz…

Kabul olmuş bir sadaka gibi tebessüm sundu mu, yetimin gözündeki yaşı silmek için?

Evlerimiz…

Kanadı kırık kuş misali yuvasız kalan bir masum yavruya barınak, sığınak ve liman oldu mu; yuva sıcaklığını tattırmak için?

Sofralarımız…

Bir yetime yer açıldı mı sofralarımızda, en sevdiğimiz yiyecek ve içecekler yetimi buyur etmekle bereketlendi mi; karnını doyurmak için bir yetimle paylaşıldı mı ekmeğimiz?

Yüreklerimiz…

Bir yetimin derdini yüklendi mi, yüreğine dokundu mu, mahzun bir yavrunun gönlünü almak için?

Sevgimiz,

İlgimiz,

Şefkatimiz,

Yetime yetimliğini unutturdu mu?

 

Siyer-i Nebi Dergisi 27. Sayı / Mayıs-Haziran 2014

 

 

Yazar: 

Ahmet TÜRKBEN

Bu Sevgi İse Sevgi Nerede?

Değerli Kardeşlerim şu son dönemlerde artmış olmalı ki ; bu tuhaf, bu bir Müslümanın kabullenemeyeceği olay, daha fazla dikkatimi çekmeye başladı. 

Başörtülü genç kızlarımızın,Yüce Allah’ın rızsına değilde, modaya son derece uygun kıyafetleriyle net ortamlarında kendilerini gösterme arzuları ve hiç tanımadığı erkeklerden beğeni toplayarak bu eylemlerinden hoşnut olma çabaları.

Ve dahası bu kızların diğer bir  özellikleri de;

Özellikle nişanlısı olarak tanıttıkları  erkeklerle çektikleri fotoğrafları ,         “sevgi patlaması”olarak el aleme yansıtmaları ve nişanlılarıyla, el ele.        göz göze çektikleri fotoğrafları diğer bekleyen  genç kızların beğenisine sunmaları !

Bu nasıl bir zihniyettir,bu nasıl kirletilmiş bir düşüncedir bilmiyorum!

Artık gömlekler ve hicaplar her taraftan yırtılıyor !!!

En mahreminle olan sevginin reklamı,     bu asrın bir hastalığı olsa gerek.

Reklam, muhatabın ikna edilme çabasıdır.

Gönüller mutmain ve súkún bulmuş ise, gerçek sevginin  hiç kimsenin ikna ve teşhir edilmesine ihtiyacı yoktur .         Zaten bu davranış, değil sevgiyi besleyen, yıpratan bir davranıştır.

Sevgi gizli bir hazinedir,değil göstermeye,kıyamazsınız izhar etmeye,     o saklandıkça değerlenen bir servettir.

Sevgi bu kadar ,

bakmak bu kadar ,

Göstermek bu kadar ucuz olsaydı, 

“Bir bakışın üstüne ikinci bir bakışı sakın ekleme!” fermanı verilir miydi ?

Şair ne güzel söylemiş :

A benim ahtı yarim

Gönlümde tahtı yarim

Yüzünde göz izi var

Sana kim baktı yarim

Yüce Rabbim gençlerimizin gönüllerine:

“Acaba Rabbim, acaba Peygamberim bu yaptığım davranıştan ,bu yaptığım eylemimden razı mıdır ?”sorusunu yöneltmelerini nasip etsin.

Âmîn Ya Rahîm

Sema Yıldırım Özkaya

Ye’se Düşmeyelim !!!!

Zaman zor günlere gebe !

İslam coğrafyası garip bir bülbülün nidasıyla duaya durdu !

Elimizden bir şey gelsede  ,çok şey gelmiyor !

Lakin şu anda birşey yapamıyor oluşumuz yapamayacağımız,yapmayacağımız anlamına gelmiyor‼‼‼

Yüce Rabbim Latîf ismiyle sezilmez yollarından kapılarını mutlaka vaadi üzere dinine hizmet edenlere çacaktır! 

Hudeybiye antlaşmasında  Peygamber Aleyhisselam, antlaşma gereği sığınan Mü’minleri müşriklere iade ediyordu evet, lakin güç ve imkanlar inkişaf edince zaman İNGİLABA döndü.

Her Müslüman bulunduğu ortamlarda çalışmalarını halisane devam ettirirse, Yüce Rabbim Fettah ismi hürmetine bu ümmete  er ya da geç kapılarını açacaktır‼‼‼

Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır‼‼‼

Zorluğun içinde vardır o kolaylık,zorluğun rahminde !

KAÇMAYANLARA‼‼‼

YILMAYANLARA‼‼‼‼

ÜMİTSİZLİĞE DÜŞMEYENLERE SELAM OLSUN‼‼‼‼

Selam ve Dua ile

Sema Yıldırım Özkaya

16 Ramazan 1438

%d blogcu bunu beğendi: