-HER KARANLIĞIN BAĞRINDA BİR FECR SAKLI- "İM JEDEN DUNKELHEİT VERSTECKT EİN SONNENAUFGANG "

En Son

“Hangi Sorunu Çözmüş Oluyorsunuz ?!”

Batıl düşünceleri delen hakkın selamı ile başlayalım söze !

Özümüz ,sözümüz, duruşumuz hep O’na doğru olan kullardan olmak duası ile devam edelim söze !

Klişe bir cümle vardır ya hani !
-“Peki sistemi desteklememekle neyi veya hangi sorunu çözmüş oluyorsunuz?”

Ne yazık ki bu ifade,
derîn bir cehalet ve derîn bir Kur’an bilincinden uzak bir din anlayışının dışa yansıma halidir !!!
Bu mantık ;
üretmek ve tüketmek üzere kurulan kapitalist ve modernist bir zihin kodlamasının kalpten dile vurumudur elbet.

Tabi bazı beyinler ve zihinler vardır makam, hırs, para, mevki, üzerinden doğru ve yanlışları ölçüp belirleyen.Başka kıstas kabul etmeyen.

Önce herkes bilmeli ki Mü’min dünyaya sorunları…, var olan ve var olacak olan sorunları çözmek için gönderilmemiştir !!!

Hatta onun duruşu, sorunlu toplumlar içinde,topluma göre farklı bir sorunu da beraberinde getirmiştir.

Tüm Peygamberler Aleyhimüsselam, toplumlarına göre toplumun tüm, din adet gelenek yaşam biçimini etkileyecek olan büyük sorunları !!! da beraberinde getirmişlerdir !!!
Asla unutulmasın ki!!!
Mü’min önce ;
hak ve batıl tercihleri arasında ve imtihanında; sonu ya şehadet ya mücadele olan ,
ya zillet ve küfür olan tercihler arasında bir tercihte bulunmanın imtihanıyla yoğrulmak
ve Hakkın rızası tarafında en doğru tercihini yapmak için gönderilmiştir !

Bu Haktan yana tercihini ve mücadelesini verirken ıslah edebilme,düzeltebilme vazifesini de îfa edebilmesi O’na ancak Yüce Rabbinin bir ikramı ve yardımı olmuştur.

Hakkaniyet ehli Mü’minler bilir ki
Din tüccarlarının veya kürsüde problem çözen hocaların :
“neyi ve hangi problemleri çözdünüz ?” mantığı ile kişilerin dine yaklaşım biçimleri asla kabul edilebilir bir davranış değildir.

Bu yanlış ve batıl yaklaşımın cehalet çehresini,
en mukallit bir Müslüman bile Yüce Kur’an-ı Kerîm’in Türkçe mealini okuyarak anlar.

Siz siz olun, politize edilmiş bir zihin tasavvuru ile ,
hangi sorunu çözdüğünüze değil, sorunlar içindeki sorunların içinde,
Yüce Rabbinize karşı nasıl bir kullukla durduğunuza dikkat edin.

Duruşunuza dikkat edin !

Mü’min gibi durduğunu iddia edip,afiş boyları ile reklam yapıp, fakat münafıkların amelleriyle yoğrulanlardan olmaktan Rabbimize sığınalım !

Selam ve Dua ile

Sema Yıldırım Özkaya

Reklamlar

Üç Dua Vardır ki;


Üç dua vardır ki, bunlar şüphesiz kabul edilir:
Mazlumun duası, yolcunun duası ve babanın evladına duası.
İbn Mâce, Dua, 11

Dilden Düşürülmeyecek Yedi Dua !

Kırık Bebeğimiz…

Günce;

Hayırsever kardeşlerimizden bize ulaşan malzemeleri ulaştırmak için bugün mülteci ailelere dağıtım için ikizlerimizle yola çıktık .
ihtiyaç malzemelerini dağıtırken dağıtımı yaptığımız Suriye’li mülteci ailenin çocukları arabamızın etrafına doluştu.😊
Kendi çocuklarıma da vermeye, elin ele uzanmasının güzelliğine alıştırmak için önce arabamızdaki yardım poşetlerini kendi çocuklarımın eline verdim,onlar da poşetleri Suriye’li misafir çocuklara verdiler.
Bu arada Suriye’li Çocuklardan bir tanesinin gözü iki haftadır kızımın bagajda duran,düşen gözünü tamir için beklettiğimiz bebeğine ilişti, bebeği hemen kaptı, bağrına bastı ve vermek istemedi.
Ben önce çocuğa bebeğin kırık olduğunu,gösterdim, tamir olması gerektiğini ifade ettim,evet güzel bir bebekti ah işte eksikti tek gözü yoktu…, düşmeseydi ne kadar daha güzel olacaktı. 😊
Çocuk hiçbir şekilde ne demek istediğimi umursamadan sıkı sıkı sarıldı bebeğe… onun olması istediğini her haliyle belli ediyordu. Kızım bu durum karşısında ikilemde kaldı,bir an ne yapması gerektiğini bilmedi.

Kızıma bebeğini verip vermek istemediğini sordum bir an tereddüt etti ,çocuğun yüzüne baktı ve çocuğun yüzündeki o sevinci kırmak istemiyordu ve bebeğini vermek istediğini söyledi.

Kızım çok sevdiğini düşündüğüm , iki haftadır arabada tamiri için beklettiğimiz bebeğinden hayretimi celb edecek şekilde vazgeçti.

İşte o zaman çok daha iyi anladım ki çocuklarımızın küçük bir hatası yüzünden beklettiği
ya da beğenmedikleri oyuncakları, başka çocuklara çok daha büyük ümitler,hayaller olabiliyor.

Onun için lütfen siz de çocuklarınızın kıyafetlerini..,
kırık dökük de olsa oyuncaklarını atmayın lütfen değerlendirin !

Değerlendirme imkanınız yoksa bize ulaştırın ki hiç ummadığımız yüzler sizin de elinizle gülsün.

Selam ve dua ile

Sema Yıldırım Özkaya

Medine Medeniyet Derneği

Çorum

Şimdi Söylediler…

Şimdi söylediler toplanmaya başlamışsın yavaş yavaş..

Usul usul adımlar atıyormuşsun gitmek için..

Heybende benim için getirdiğin hediyelerin de bir kısmını geri götürüyormuşsun..

Ah Ramazan sen hoş geliyorsun da biz pek hoş karşılayamıyoruz seni …

Ne müjdelerle geliyorsun oysa.. Heybende ne çok hediye vardı bizlere…
Bizlerin gözleri ne bu hediyeleri görüyor ne de kıymetini biliyoruz
Sen ki af ayısın… sen ki içinde Kadir gecesini saklayan bir inci deryasısın..
Ama bizim dünyalık işlerimiz daha mühim.. Son 10 gün…
Bayram alışverişi bayram temizliği mutfak işleri…. daha neler neler…
Son 10 güne sıkıştırıyoruz hep bunları…oysa sen usul usul gidiyorsun …oysa sana daha bir sarılmamız lazım.. belki de seneye buluşamayacağız seninle…

Belki bu sene son orucumuz olacak son Kadir gecesini göreceğiz belki de… Yinede ısrarcıyız fani değilmişiz gibi yaşamaya..

Sen ki iffet ayısın.. sen zühd ayısın , takva ayısın sen…
Ama biz bunları da bilemedik… İftar ayı sanıyoruz seni… Giyinip süslenip o iftardan şu iftara koşarak geçiriyoruz bereket dolu günlerini… Haremlik selamlık olmayan sofralarda , Allah’ın adı anılmayan zikri duyulmayan masalarda yiyoruz seni… Sözde daha bir dikkat edecektik tesettürümuze ama yok olmadı
Ne ağzımızdan çıkan gıybete hakim olduk ne gözümüzü harama bakmaktan alıkoyduk.
Sen takvaydın oysa…ama biz yine unuttuk… Şimdi avucumuza son günlerin dökülüyor…

Bize de bu günlere daha iyi bakmak daha hoş karşılamak daha bir kucaklamak düşer…İnşâAllah üzerimize düşeni yapar da kazananlardan oluruz.

Yoksa sen heybeni toplayıp gittiğin gün biz çoktan kaybetmiş oluruz.. Elimizde kalan günlerin kıymetini bilenlerden alışveriş, iftar davetleri , 3-5 günümüzü alacak temizlik ve gereksiz mutfak işleri ile uğraşmak yerine Ramazan ile uğraşmak Nasib olsun bizlere hepimize.. Amin … 🍃🍃

İftiracıların Way Haline !

“En Güçlü Bağ,Aile Bağı”

Baba toprağım Vakfıkebir /Düzlük Köyüm

Anne toprağım

Beşikdüzü/ Hünerli Köyüm

Aidiyet bağımız, yaşanmışlıklarımız elbette bireylerin duygularını, düşüncelerini hayata bakışını olayları yorumlamasını, çok daha farklı kılıyor.

Yalnız bildiğim bir şey var ki,yaşadıklarımızın, hayallerimizin bağı o kadar kuvvetli ki; zamanın dalgaları arasında binbir türlü farklı sıkıntıyla boğuşurken bizler, hayallerimiz gücü bizi çok anlamlı yerlere götürebilecek farklı bir gücü farklı bir tılsımı içinde barındırıyor.

Ve bu bağlar içerisinde, Çocukluğunuzda akrabalarınızı içine alan aileniz ile yaşadığınız anılar, en kuvvetli bağlarımızdır bizim,yüreklere dantel dantel işlenen.

Ve sonra büyürüz, hayatın içinde farklı sorumluluklarımız olur her birimizin.

Zaman olur gün gelir kader, ailemizin her bir ferdini, farklı bir görevde, birbirlerine ulaşamayacakları bir yerde vazifedâr kılabilir.

İşte ne olursa…,her ne olursa da, benim önemsediğim kuvvetle bağlanabilmiş aidiyet duygumuz!

Aidiyet duygusu o kadar derin ve kuvvetli bir bağdır ki,ne olursa olsun o sevgi dolu hatıralar ,mazide yaşamış yoğrulmuş harmanlanmış dıygularımız,uzakta da olsa birbirlerine bir dem kavuşmak isterler.

Anne babaların, akrabaların,Küçükken çocuklarıyla yaşadığı o derin bağlar, aslında ilerde kalpten kalbe inşâ edilecek olan köprülerin temelleridir.

O temellerde enaniyet yoktur, biz vardır. Öyle ki eliniz ulaşamasa da uygun bir fırsatta sevdiceğinize, mazinin derin köprülerinden koşarak gönülden gönüle kavuşmak istersiniz.

Size kendi hayatımdan daha Somut bir örnek vermek isterim . Almanya’da doğup büyüyen Trabzonlu bir ailenin 3 çocuklu kardeşleriyiz.Lakin babam o kadar derince toprağına bağlı bir insandı ki, en küçük bir fırsatta hemen memleketimize getirirdi bizi.

Batıda büyüyen bir çocuktum fakat, Anadoluda yaşamış bir çocuk gibi, derinden izler yaşadım toprağımla,ailem ve akrabalarımla.

Biz küçükken ablam Sivas’a gelin gelmiş, evlenmişti.

Biz iki kardeş Karadeniz’in dağlarında inek güdüp çoban olduk öyle almancı çocuğu, bilmez bunlar misafir yoktu:) anneannem deyneği elimize sıkıştırır “hadi bakalım tarlaları yedirmeden karşı dağda otlatıp getirin şu sürüyü :))”derdi.

Yazın nemli sıcağında fındık bahçelerinin sarkmış dallarının altında, üzerimize böcekler düşe düşe fındık toplar, Cami yanından bidon bidon bayırları aşarak su taşırdık.

Hele de Karadenizim, tarif edilemez köyümün güzellikleri hangi birini yazsam…?

Evimiz…,Trabzon’da evimizin önünde geceleri coşkuyla arkadaşlarımızla oynar,Karadeniz’in kokusunu içimize çeker, saatin ibresinin nerede olduğunu umursamada annemizin camdan bakıp bizi eliyle çağırmasını görmemezlikten gelir, coşkuyla eğlenirdik :))

Sonra her fırsatta köyümüze giderdik. büyüklerimiz vardı bizi bekleyen.

küçücük ellerimizle mısır tarlasında tarla,tırpanla ot biçerdik.

Meci gecelerimiz olurdu bizim.

Toplanan fındıklar harmana serilir, komşularımızla beraber türkülerle harmanda geceler tüketilir, Kurbağalar ve Cırcır böceklerinin sesi bize eşlik ederdi.

Hele elif ba eğitimine ne demeli !

Cami meydanının yemyeşil alanında köyün çocuklarıyla engin dağlara bakarak fatihalar seslendirirdik.

Hemen eve koşar, yengemin farklı türlü yemeklerini yemek için can atardık.

Mutfağa açılan dedemin odası adeta bir kütüphaneyi andırıyordu.

Gözleri görmeyen dedemin, ezberine aldığı Osmanlıca kitaplarını bize okutmaya çalışması bize farklı bir medeniyetin çocuğu olduğumuzun ağırlığını kazandırırdı.

Sivas’ta evli olan ablamın köyüne giderdik.

Toprak Evin ne demek olduğunu, Sivrisineklerin aynı anda ne kadar çabuk ve hissettirmeden ısırabildiğinini :))Koyunların melemesinin derin hatıraları kazanırdı zihinlerimize.

İç Anadolu’nun bu sıcak kavurucu ikliminde ,ağaçların ve çiçeklerin birbirleriyle karışmış, rüzgarla harmanlanmış kokusunun güzelliğini çekerdik içimize.

Hatıralarımı yazmak elbette böyle bir blog yazısı için yeterli olmasa da çok küçük izdüşümlerimde çocukluk hayallerimde nasıl bir etki bıraktığını hissetmenizi istedim. Gün olur fırsat düşerse derin derin, ince ince demetlenmiş hatıralarımı yazmak isterim.

Fakat bildiğim ve hissettiğim bir şey var ki bir çocuğun hülyalarını dolduracak buram anılar demetledik; ailem ve akrabalarımızla.

Almanya’ya döndüğümde , yüreğimde ki o manevi güç, beni toprağıma bağlı kökleşmiş,anlamlı ve özel kılıyordu.

Öyle ki annemin çalışması sebebiyle bana bakan Alman bakıcımın hayatını gözlemlemek ve kendi hayatımızla eşleştirmek, ve iki hayat arasındaki derin uçurumları fark etmek,çocukluk dünyama çok daha farklı anlamlar katıyordu.

Değil onlara özenmek, batı toplumuna hep acıyarak bakıyordum.

Ve yaşanmışlık demiştik ;ve bugün de devamla,her birimiz ayrı yerlerde olsak da, akrabam ve ailemle mutlaka birbirimizi defalarca arar birbirimizi yoklar, mazideki tatlı hatıralarımızı paylaşırız .

Değil sadece anne babamızı, akrabadan birinin yalnız köşesinde kalması mümkün olmaz :)) o an o hüzünlü olup ses vermese de bize,onunla ilgili haber ulaşır birbirimize.

Termitler gibi sanki :))Koloni olarak manevi kalbî köprüde yaşarız bu iyi gelir yüreğimize.

Özetle gözlemlediğim şeye şu ki; sosyolojik anlamda ki donukluğun, taşlaşmışlığın işareti varsa bir yerde, işte orada mutlaka aile bağlarının zayıflığı vardır.

İşte eksik olan kanaatimce kurulamamış olan aidiyet bağları ve o bağları anlamlın kılan hatıraların yoksunluğudur.

Yoksa uzaklık ve yakınlık sadece somut âlemin değişmez hakikati.

İşte yaşanmış o derin o bağlar öyle bir tılsımdır ki, uzağı bir an yakın eder sevdiğinin hüzünde kalmasına müsade etmez.

Bir yol bulur!

Bir yamaç bulur…!

Kavuşur sevdiceğine !

Sevdiklerimizle bağlarımızı sıkı tutmak duasıyla

Selam ve Dua ile.

Sema Yıldırım Özkaya

4.6.2018

KudüS İzlenimleri/Birde Böyle İzleyin !

Çocuklara Çizgi Film İzletmek !Aktif düşünme Pasif Görme nedir ?

  • Sıtkı Aslanhan

KapaK OlmuŞ !

%d blogcu bunu beğendi: